Diğer Kategoriler
Araştırmalar
Gerilla Anıları
Kürdistan´ı tanıyalım
Sağlık
Son Mektuplar
Waneyên Rastnivîsa Zimanê Kurdî
Zindandan Mektuplar
Şehitlerimiz

Küllerinden yeniden doğdular
(2715 kelime)
(2242 kez okundu)
Yazdırılabilir Sayfa

 

 

Yeni “Özgürlük ağacı kanla sulanır diye bir deyim vardır. Özgürlüğünüzü ucuz terk etmemelisiniz. Şunu çok iyi bilince çıkarmak gerekiyor ki, ülkemiz çok değerli. Bunun için düşman bu kadar ısrarlı. Biz neden ısrarlı olmayalım ki? Canımızdan başka kaybedecek neyimiz var? Onurluca ölmeyi, onursuzca yaşamaya tercih edelim.”



ÖZGÜRLÜK TANRIÇALARI - 1

Haziran ayı Kürt kadınlar açısından özel bir yere sahiptir. Esarete, susturulmaya, inkara ve imhaya karşı özgürlük tutkusunun çizgileştiği aydır Haziran. Ölümden yaşam yaratma direniş çizgisinin kadın özgürlük çizgisi ile buluşturulduğu aydır. Bu çizginin öncüleri ise Zilan ve Sema. Zilan, 30 Haziran 1996’da bombayı üzerinde patlatarak, halkının özgürlük istemini bütün dünyaya duyururken, Sema da 21 Mart 1998’de bedenini direniş ateşiyle yıkayıp, 18 Haziran 1998’de ateşin çocukları yanında yerini aldı. Bundan dolayı Haziran denildiğinde Zilan ve Sema gelirler akıllara. Zilan bir milat olurken, Sema da 8 Mart ile 21 Mart arasında köprü kurup, küllerinden yeniden doğarken, bir yandan da Zilan ile aynı çizgide buluştu…

Zilan: Ben kimim?

Zilan kod isimli Zeynep Kınacı 10 Ağustos 1971’de Malatya merkezde dünyaya gelir. Ailesinin bağlı olduğu Mamurek Aşireti, çevrede ulusal kimlik bilinci güçlü olmamasına rağmen ulusal özelliklerini belli ölçülerde taşımasından Zilan’da Kürtlüğe ilgi gelişir. Ailesinin sosyal yapısı bir yandan feodal etkileri taşırken, bir yanıyla da küçük burjuva Kemalist anlayışı hakimdir. Akraba çevresi ve köyü yurtsever olmasa da, gençlik kesimi içerisinde Kürt Özgürlük Mücadelesi’ne sempati gelişir. Zilan’ın da sol düşüncelere ve Kürt Özgürlük Mücadelesi’ne ilgisi lise yıllarında gelişip, güçlenir. İlk ve ortaokulu Malatya’da okuyan Zilan, ortaokul sonu sınavlarında İstanbul Haydarpaşa Sağlık Meslek Lisesi’nin Radyoloji bölümünü kazanır. 4 yıl yatılı olarak meslek lisesini okuyan Zilan, bu dönemde henüz herhangi bir çizgiye yakınlık duymasa da, yaşamı irdeler. Ardından memleketine dönüp, Malatya Devlet Hastanesi’nde röntgen teknisyeni olarak çalışır. Bir yandan çalışırken, bir yandan da kazandığı Malatya İnönü Üniversitesi Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık bölümünü okur. Üniversite yılları Zilan açısından sol düşünceler arasında bir netleşme ve özellikle PKK’ye sempatisinin gelişmesinde belirleyici olur. “Ben kimim, neyim, nasıl biri olmalıyım, amaçlarım, kişiliğim, yarınım nasıl olmalı?” gibi sorular sorar kendine.

İnönü Üniversitesi’nde okurken 6 ay kadar YCK (Yekitiya Ciwanan Kurdistan) komitesinde görev alır. Üniversitede tanıştığı ve kendisiyle aynı bölümü okuyan Diyarbakırlı Mehmet Ali Atlı ile 1994 yılının baharında evlenirler, ardından birlikte Adana’ya giderler. Zilan ve Hebun kod adlı eşi Ağustos’ta buradan PKK saflarına katılır, Adana’da cephe faaliyetleri yürütürler. Bir yıl kadar bu çalışmalarda bulunan Zilan, mahalle cephe sorumlusu olarak ilk defa görev alır. Daha sonraki süreçlerde mıntıka sorumluluğu ve en son olarak da bölge infaz sorumluluğu görevi alır. Ardından 1995 yılında Dersim’de gerilla güçlerine katılır. 1996 yılı Kürt Özgürlük Mücadelesi açısından özel bir yıldır. Türk devletinin inkar ve imha stratejisinin iflas ettiği yıl olmakla birlikte, Kürt tarafından da yeni bir atılımı gerekli kılan bir yıl oldu. Bu gerçek, 6 Mayıs’ta daha da somutlaştı. Zira 6 Mayıs 1996’da KCK Önderi Abdullah Öcalan’ı imha etmek amacıyla Şam’da başarısız kalan bir bombalı suikast girişimi yapıldı. Pratik deneyimi az olmasına rağmen gerilladaki taktik tıkanmayı gören Zilan, bu tıkanma karşısında bir açılım yaparak, bir özgürlük soluğu alma kararlılığını geliştirir: “Bizlerin bu tarihi mirasa sahip çıkmamız ve sürecin gereklerini yerine getirmemiz gerekiyor. Süreç intihar eylemlerini gerekli kılıyor. Bu hem bir taktiksel çıkış olacak, hem de bizim açımızdan büyük moral etkileri olan bir eylemlilik olacaktır. Düşmanın Önderliğimize suikast girişiminde bulunarak, sonuç almaya çalıştığı bu süreçte düşmana verilecek en iyi cevap olacaktır.”

6 Mayıs suikast girişimi ile 30 Haziran arasındaki bağı anlayabilmek için, Zilan’ın militanı olduğu hareketin Önderliğine ilişkin yaklaşımını irdelemek gerekiyor. Zilan halkının önderini, yaşatılmak istenen yenilik ve gelişmeleri en üst düzeyde temsil eden, yeni insanın, yeni toplum düşüncesine denk bütün yaşamını bir halkın yaşamına göre düzenleyen, kendi kaderini halkın kaderinde bulan ve o halkın acılarını, duygu ve taleplerini en derinden yaşayan ve kurtuluş için pratik görevleri en üst düzeyde omuzlayan olarak tarif eder. KCK Önderi’nin yaşamıyla yaşatan ve kendi yaşamını adeta koskoca bir insanlığın yaşamına adadığını ifade ederken, Abdullah Öcalan’ın sadece bir birey olarak değerlendirilemeyeceğini “PKK, Parti Önderliği’nin şahsında ifadesini bulmuştur” cümlesiyle vurgular.

‘Halkın çığlıklarını duyun’

Eylemine hazırlanırken, esas aldığı çizgi ise PKK’nin direniş çizgisi: “Mücadele tarihine başladığımızda PKK, akıl sınırlarının anlamakta zorlandığı büyük kahramanlık, direniş, emek, kararlılık ve inançla yaratılmıştır. Direniş PKK’nin karakteri olmuştur.” Zilan, “Yurtsever Kürdistan Halkına ve Devrimci Kamuoyuna” hitaben yazmış olduğu mektubunda eyleminin zamanlaması ve beslendiği gelenek ile ilgili olarak şunları söyler: “Savaşın en kızgın olduğu bu günlerde Partimiz PKK, düşmanın topyekün saldırıları karşısında her geçen gün kendi içinde gelişme, güçlenme ve büyümeyi yaratmakta ve daha etkili, azimli vurarak zaferi yakınlaştırmaktadır. Ordulaşan gerilla güçlerimiz, düşmana kan kustururken, cephemiz ERNK dünyanın dört bir tarafına dağılmış, halkımızı kendi bünyesinde örgütlemekte ve düşmanın yürüttüğü bütün özel savaş politikalarını boşa çıkartarak tek vücut, tek yumruk olan Kürdistan insanı, her geçen gün daha fazla kendisini katarak savaşta yerini almaktadır. İlan edilen Kürdistan Sürgün Parlamentosu ve kurulan ulusal ittifaklarla halk iktidarına adım adım yürümektedir. Çok ağır bedeller ödüyoruz. Çünkü karşımızda azgın T.C güçleri ve onun destekleyicisi emperyalist güçler var. Ama halk olarak tarihte ilk kez bu kadar güçlendik, bu kadar yurtseverleştik, uluslaştık, özgürlüğe yaklaştık. İlk kez bu kadar onurlandık; başımız önümüzde değil artık. Tüm insanlığın yüzüne kıvançla bakabiliyoruz. Çünkü artık özgürlüğümüz için savaşıyoruz. Tarihe mal olmuş, efsanevi güzellikte direnişlerin sahibi olan ve savaşımımızın bu başarılı gelişiminin her biri bir dönüm noktası olan, büyük direnişçilerimiz Mazlum, Kemal, Hayri, Ferhat, Zekiye, Berivan, Bêritan, Ronahi yoldaşların başlatmış oldukları direniş geleneğine sahip çıkmak gerekiyor. (…) Barışa, kardeşliğe, sevgiye, insana, doğaya ve yaşama en çok sevgi dolu olan biziz. Bu sevgidir, bizi savaşa zorlayan. Ölmek ve öldürmek istemiyoruz. Ama özgürlüğümüzü kazanmamızın da başka yolu yoktur. Bu savaşın suçlusu emperyalist güçler ve onun uşağı T.C.’dir. Susmak en büyük suçu işlemektir. Eğer gözlerinizin önünde akan bu kanı görüyor ve sessiz kalıyorsanız, en büyük suçlu sizlersiniz. Bütün insanlığa sesleniyorum! Eğer bu insanlık suçunu işlemek istemiyorsanız, Kürdistan halkına omuz verin, destek olun. Emperyalizmin dumura uğrattığı beynimizin ve yüreğimizin pasını silin ve bir halkın özgürlük çığlıklarına kulak verin. Bu seste kardeşlik var, insanlık erdemleri var, dostluk var.

Yurtsever halkım!

Bu eylemle yüreklerinizin dili olmaya çalışacağım. Bizler dağlarda savaşan binlerce evladınız, sizlerin özgür yarınları için bir kez değil, binlerce kez canımızı feda etmeye hazırız. Savaşımızın bu en kızgın günlerinde sizler de saflarınızı netleştirmelisiniz artık. Savaşımızın adı halk savaşıdır. Öyleyse halk savaşının gereklerini yerine getirelim. Özgürlük ağacı kanla sulanır diye bir deyim vardır. Özgürlüğünüzü ucuz terk etmemelisiniz. Şunu çok iyi bilince çıkarmak gerekiyor ki, ülkemiz çok değerli. Bunun için düşman bu kadar ısrarlı. Biz neden ısrarlı olmayalım ki? Canımızdan başka kaybedecek neyimiz var? Onurluca ölmeyi, onursuzca yaşamaya tercih edelim. Özgürlüğe çok yakınlaştığımız bu süreçte, halkımızın şimdiye kadar olduğu gibi bundan sonrada PKK’nin başlattığı direniş mirasına sahip çıkacağına, ödediği bunca bedelden sonra bir o kadar da ödeyeceği ve özgür yarınları kendi elleriyle yaratarak, dünya toplumları içerisinde şereflice yerini alacağına olan inancımla selamlıyorum.”

‘Kadın çok kötü yitirildi’

PKK’de fedai eylemini gerçekleştiren ilk kadın militan olan Zilan, ezilen bir ulus, ezilen bir sınıf ve ezilen cins olmanın çözümlenmesinin, Kürt Özgürlük Hareketi’nde KCK Önderi’nin yaklaşımıyla birlikte bir özgürlük bilincine dönüştürüldüğü gerçeğinin bilinciyle adımlarını atar. Bu konuda çıkarmış olduğu sonuçları, Kürdistan Kadın Özgürlük Savaşçıları’na yazmış olduğu mektubunda dile getirir: “Kürdistan özgülüne baktığımızda kadının yitirilişi, hem cins olarak sömürülüşü, hem de diğer her yönden sömürülüşü Kürdistan kadın sorununun daha derinden yaşanmasına neden olmuştur. Ulusal Kurtuluş Mücadelemiz başlamadan önce Kürdistan’da kadının varlığından, iradesinden bahsetmek mümkün değildi. Kadın bir hiçti. Türk şairi Nazım Hikmet’in belirttiği gibi, “sofradaki yeri öküzden sonra gelmektedir.” Bu kadar kötü pozisyonda olan Kürt kadınının özgürleştirilmesi çabasında, sorunun büyüklüğüne denk bir çabayı ve yaklaşımı gerektirmektedir. Kürt halkının nüfusunun neredeyse yarısından fazlasını oluşturan kadın sorunu çözülmeden, Kürt kadınının özgürleştirilmesinden söz edilemez.

Parti Önderliğimiz bütün sorunlara yaklaşımda olduğu gibi, kadın sorunu konusunda da çok derin çözümlemeler ve bu sorunun çözümlenmesi yönünde asıl öncülüğü yapmıştır. Bugün gelinen düzey kadının gelişimi ve özgürlüğü noktasında çok ileri bir düzeyi ifade etmektedir. Ancak kadının yitirilişi o kadar kötü ve ciddi ki, neredeyse insanlık tarihiyle birlikte başlıyor. Bu noktada kadının özgürleşmesi ve kendi ayakları üzerinde durması, öyle bir çırpıda gerçekleştirilecek bir olgu değildir. Partimiz PKK’nin bu konuda attığı adımlar, bu süreci yakınlaştırma temelindedir. Kadını özgürleştirme çabaları çok kutsaldır, çok öğreticidir. Bu açıdan Parti Önderliğimize en çok bağlı olması gereken, çok savaşması, can vermesi, emek harcaması gereken harcaması gereken kadının kendisi cevabı vermiş, akın akın saflara koşarak özgürleşmenin adımlarını atmaya başlamıştır. (...) Mevcut durumuyla savaşımızın genel seyrine denk, dönemsel görevlerimizi yerine getirmekten uzağız. Özgürleşmenin yolu savaşmaktan geçmektedir. İyi savaşabilmek için iyi örgütlenmek gerekiyor. Güçlü bir örgütlenmeyi gerçekleştirebilirsek, güçlü bir iradeden de bahsedebiliriz. Kadın özgürlüğünün savaştan geçtiği bugün kanıtlanan bir gerçektir. Öyleyse hedefleriniz bellidir. Kürt kadınına özgün olan yurtseverlik, bağlılık, kararlılık, cesaret gibi olumlu özelliklerimizi devrim lehine kullanarak, korkunç bir çabanın sahibi olmamız gerekiyor.”

‘Ölümden yaşamı yarattı’

PKK’de ilk ‘fedai eylemini’ gerçekleştirerek, bir geleneği başlatan Mazlum Doğan, ölümden yaşam yaratmanın yolunu göstermişti. Zilan da bu yolda yürüyerek, eylemini gerçekleştirir: “Bu eylemi gerçekleştirmem gereken bir görev olarak görüyor ve kendimi sorumlu hissediyorum. Mevcut geriliklerimi aşmanın, özgürleşmenin ve kendimi gerçekleştirmenin yolunun savaştan geçtiğini ve bu savaşın da gereğinin yerine getirilmesi gerektiğine inanıyorum. Mazlum, Kemal, Hayri, Ferhat, Besê, Bêritan, Berivan ve Ronahi yoldaşların direnişlerine sahip çıkmak ve onların takipçisi olmak istiyorum. Halkımın özgürlük isteminin ifadesi olmak istiyorum. Emperyalizmin kadını köleleştiren politikalarına karşı, bombayı kendimde patlatarak hıncımın ve öfkemin büyüklüğünü göstermek ve Kürt kadınının dirilişinin sembolü olmak istiyorum. Yaşam iddiam çok büyük. Anlamlı bir yaşamın ve büyük bir eylemin sahibi olmak istiyorum. Başkan APO Önderliğinde yürütülen Ulusal Kurtuluş Mücadelemiz, çok yakında zafere ulaşacak ve mazlum halkım dünya insanlık ailesi içerisinde hak ettiği yerini alacaktır. Bu temelde Başkan APO’ya tüm Kürdistan şehitlerine, tüm savaş ve cephe güçlerine, zindandaki yoldaşlarımıza, Kürdistan halkına ve insanlığa bağlılığımı bir kez daha ifade ediyor ve onlara layık olmaya çalışacağıma dair söz veriyorum. Yaşam iddiam çok büyük, anlamlı bir yaşamın ve büyük bir eylemin sahibi olmak istiyorum. Yaşamı ve insanları çok sevdiğim için bu eylemi gerçekleştirmek istiyorum.”

 

 

YeniAteşle yaratılan yaşamın adı: SEMA YÜCE


Her gün, her an devrim ateşinde yürüyerek yanmayı, bunun sırrını kavramayı çok istedim. Gördüm ki bu kendini aşan insan eylemidir. Özgür yaşam, özgür kadın tutkum bana bunu emrediyor. Başkan Apo’ya bağlılık andımın, bu tutkunun ateşinde kül olmak ve bu küllerden yeniden kendini yaratmak olduğunu şimdi daha iyi kavrıyorum.”

ÖZGÜRLÜK TANRIÇALARI -2

Zilan, bir kadın gerillası olarak tarihsel olarak Kürtlerin direniş geleneğinin merkezi olan Dersim’de direniş öncülüğünü yaparken, Sema Yüce de Çanakkale Cezaevi’nde bedenini ateşe vererek, ateşten yaşam yaratır. PKK içinde Leyla ve Serhildan kod isimlerini kullanan Sema Yüce, 1971 yılında Ağrı’da dünyaya gelir. Ailesi, geçmişte Kürt feodalitesi içinde belli bir yeri olan, ancak Türkiye Cumhuriyeti tarihi boyunca ne tam anlamda rejimle buluşan, ne de Kürt kimliğini korumaya dönük ciddi bir öncülük yaratan, giderek sistem içinde eriyen, maddi olduğu kadar manevi olara da zayıf düşen bir yapılanmaya sahip. Çocukluk yıllarından itibaren Kürt gerçekliğinin bütün çelişkilerini yaşar, bu çelişkileri öğrenciliğinde daha da katmerleşir. İlkokulu kendi köyünde, ortaokulu Tutak’ta, liseyi de Ağrı’da başarıyla tamamlar. Üniversiteyi kazanarak, Ankara’ya gider ve burada, 1988 yılında öğrendiği PKK ile fiilen de tanışır. Kısa bir süre içinde ülkede yaşanan savaş koşullarının aktif mücadeleyi gerekli kıldığı sonucuna varır ve 1991’de Mardin’de gerilla güçlerine katılır. Kısa bir süre Mardin eyaletinde kaldıktan sonra, eğitim için Mahsun Korkmaz Akademisi’ne gider. Burada KCK Önderi ile tanışır, süreç ve dönemin ihtiyaçları üzerine derin bir yoğunlaşma yaşar. Öcalan’ın ‘Kendini örgütleyen insan en iyi militandır’ belirlemesi Sema Yüce için yaşam ilkesine dönüşür. Akademideki eğitimini büyük bir kararlılık içerisinde tamamlayan Sema, 1992 yılının yaz aylarında bir grup arkadaşı ile Serhat Eyaleti’ne gider. Burada kısa bir süre kaldıktan sonra, örgütün kararı ile kitle faaliyetlerini sürdürmek için Ağrı şehir merkezine gider. 2-3 ay çalıştıktan sonra görev başındayken bir ihbar sonucu şehir merkezinde yakalanır. Sorgusu esnasında çözülmeyen Sema, uzun bir sorgulamadan sonra savcılığa çıkarılır, tutuklanıp cezaevine gönderilir. Mahkemede siyasi savunma yapar, bunun üzerine 22 yıl ağır hapis cezası alır ve Nevşehir Cezaevi’ne nakledilir. Daha sonra oradan da Çanakkale Cezaevi’ne sürgün edilir.

1998 yılı 1996 gibi Kürt Özgürlük Mücadelesi açısından tehlikelerle dolu çok kritik bir yıl. Abdullah Öcalan şahsında Kürt Özgürlük Mücadelesi’ni tasfiye etme amacıyla gerçekleştirilen uluslararası komplonun hazırlıkları yürütülürken, Sema da büyük bir sorgulama yaşar. KCK Önderini düşünür, mücadeleyi düşünür, içinde bulunduğu süreci düşünür ve doğru sonuçlar çıkarmaya çalışır: “Bu dönemin bir emridir. Bu dönem, mücadelenin geldiği bu aşama, tükenmiş bir toplumun tüm öfkelerini, inadını, sabrını ve acısını kendinde biriktiren, büyük intikam savaşını, peygamberlerde dahi görülmemiş bir sabırla yürüten Başkan Apo’nun emeklerinin bir ürünüdür. Gelinen aşamada düşman, büyük insanlık yürüyüşümüzü durdurmak istemektedir. Türk Genelkurmaylığı bir süredir mücadelemize “marjinalleştirme” adı altında tasfiyeyi dayatmaktadır. Bu plan emperyalist merkezlerde hazırlanmış, bölge gericiliğini yanına almış ve Türk sömürgeciliği eliyle uygulanan, uygulanırken de iç ihanete dayanan bir plandır. Kürt işbirlikçiliğini ve onun mücadelemiz içindeki uzantılarını, kendisi için sosyal zemin kabul eden bu planın özü, insanlığın beşiği Mezopotamya’dan başlayan çağdaş insanlaşma yürüyüşünü Kürdistan’da, hatta Kürdistan içinde de dağlarda, tek tek şehirlerde, insan beyni ve yüreklerinde sınırlandırma, daraltma, içten içe çürüterek düşürme planıdır. Bu planın temel zemini köle Kürt gerçeği, onun sosyalite düzeyidir. Düşman, Kürtler’i çağın Lut kavmi haline getirmek, onları açlıkla, cinsellikle teslim alarak tüketmek istemektedir. Bunun için ülkeyi insansızlaştırmakta, gemilerle kendi merkezlerine taşıdığı sürgün Kürtler’den, kendi Kürt gettolarını oluşturmakta, bu gettolara topladığı Kürtler’in kişiliğinde özgür yaşam seçeneğini boğmak istemektedir. Köylerini yaktığı insanlarımızı metropol varoşlarında çöplüklerden ekmek toplar hale getirerek, açlıkla terbiye etmek istemekte, buralarda biriken gençleri yaşam sınırlarında tüketmektedir.

Partimiz’in Zap’ta, Etruş’ta, Ninova’da yaşama geçirmeye çalıştığı özgür yaşam seçeneğini tecrit ederek, imha ederek Kürtler’e tek tercih olarak düşkün bir yaşamı sunmaktadır. Emperyalist istihbarat birimlerinde üretilen binbir planla özgürlüğün teminatı olan gerilla, kitleden kopartılmak ... öncülüğü düşürmek için her türlü politika ve imkan devreye sokulmakta, gerillayı karşıtına dönüştürerek, özgürlüğü değil düşkünlüğü ... getirme hesapları güdülmektedir. Ulusal iktidarlaşmanın yolu işbirlikçi Kürt güçleri olan başta KDP ve onun uzantılarıyla kapatılarak, kendi denetimlerinde bir Kürt bölgesi yaratılarak, bölge halklarının kurtuluş umudu olan çağdaş MED hareketi boğulmak istenmektedir. Güney Kürdistan’da başlayan iktidarlaşma hamlemiz ile Anadolu dağlarında başlatılan kardeşleşme, halklarla, kültürlerle buluşma, devrim ateşini yaygınlaştırma hamlemiz kirli politikalarla boğulmaya çalışılmaktadır.“

8 Mart’tan 21 Mart’a ateşten bir köprü

Direnişçileri düşünür, özelde de PKK içinde direniş geleneğini başlatan Mazlum Doğan’ı ve kadın özgürlük direniş çizgisinin adı olan Zilan’ı düşünür: “Bu temelde beynimi, yüreğimi ve bedenimi 8 Mart’tan 21 Mart’a ulaşan ateşten bir köprü yapmak istiyorum. Çağdaş Kawa Mazlum Doğan’ın ve diğer tüm şehitlerimizin iyi bir öğrencisi olabilmek için Zekiye gibi yanmak, Rahşan gibi Newrozlaşmak istiyorum. Diğer Newrozlaşan Berivan, Ronahi, Mirza Mehmet ve Eser yoldaşların izinde kararlıca yürümek istiyorum. Kadının yaşam gücünün, zafer gücünün olduğunu, kadının da yoldaş olabileceğine olan inancımı soylu bir eylemle taçlandırmak isteğimin nedeni; soyluluğu bilinen tüm tanımlarından arındırarak, kendisi basit düşleri büyük insanın erdemi olduğunu haykırmak isteyişimdir. Öğrencisi olmaya çalıştığım şehitlerimizin eylemleri üstünde çok düşündüm. Her gün, her an devrim ateşinde yürüyerek yanmayı, bunun sırrını kavramayı çok istedim. Gördüm ki bu kendini aşan insan eylemidir. Bu kararı verdikten sonra tekrar tekrar büyük bir iç savaşı yaşadım. Kendimde bütün beşeri zaafların ayartıcı gücünü son bir kez gördüm ve yendim. Özgür yaşam, özgür kadın tutkum bana bunu emrediyor. Başkan Apo’ya bağlılık andımın, bu tutkunun ateşinde kül olmak ve bu küllerden yeniden kendini yaratmak olduğunu şimdi daha iyi kavrıyorum. (…) Nasıl ki gökyüzünde iki güneş yoksa ve olmayacaksa, bir insan için, özgürleşmek isteyen bir kadın için, iki yaşam seçeneği, iki moral merkez olamaz. Bu satırları yazdığım AN, kendimde düşünsel, moral ve yaşamsal açıdan Başkan Apo’yu tek merkez haline getirdiğim, kendimdeki tüm iç engelleri aştığım AN’dır.“

Sema Yüce, Kürt Özgürlük Mücadelesi’ni tasfiye etmeye çalışan güçlerin politikalarında sonuca ulaşmak için son bir hamle hazırlığında olduğunu çok net görür. Bu politikaların merkezinde KCK Önderi Abdullah Öcalan’ı etkisiz kılma, sınırlandırma, onun politik çizgisini ona rağmen işlevsiz kılma olduğu tespitinde bulunur. Bu politikanın zindan ayağını vurgulayan Sema, ‘marjinalleştirme’ politikasının her alandaki değişmez silahının geleneksel kaıdn ve erkek egemen kişilik yapıları olduğunun altını çizer. Bu bilince sahip Sema için eylem kararının en önemli güç kaynaklarından biri de kadın özgürlük mücadelesi ve örgütüdür. Esas aldığı çizgi bu nedenle Zilan çizgisidir: “Zafer tanrıçamız Zilan yoldaşın vasiyetine bağlılığımla, O’nun görkemli eylemine sadece özüyle değil, biçim itibariyle de cevap olmak isterdim. Fakat zindan koşullarında bu mümkün değil. Bu Newroz’da ayağa kalkan binlerce çocuk yüreğinin masumiyetiyle buluşmak, bu vasiyetin takipçisi olmakla mümkündür. Özgürlük tutkum çok büyük. Bu tutkuyu yaşam gücüne dönüştürebilmek için tek varlığımı, kendimi Başkan Apo’ya adıyorum. Kadınlar, küllenen Kürt ateşinin kıvılcımlarıdırlar. Küllerinden yeniden doğmayı başaran bunun kıvılcımı olan her kadın, özgür Kürdistan’ın dokuyucusu olacaktır. Ancak bu bile Başkan Apo’ya cevap olmaya yetmez. Cevap olabilmek için karartılan her yüreğin ateşte arınması gerekir. Ben ancak kendi yüreğimi verebilecek güçteyim.

 

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

  

[ Geri Dön: Araştırmalar | Bölümler İndeksi | YORUM EKLE ]

Araştırmalar
·Ağri Isyani Ve Direnişi.!!
·Tarih'te Kürd Devletleri
·Seyit Riza Direniş ve Isyan'ın Sembolüydü (Hayatı)
·Tarih'te Kürd Isyanları
·Kürd Aşiretleri
·Özgür Kadın Ordulaşması..!
·Savaşın ve Tarihin izinde bir Güney Kürdistan yolculuğu..
·Kadın'ın Dirilişi ve Tarihi
·Sesin ve sözün ustası dengbêj Miradê Kinê
·Şeyh Sait’in yaşayan tek çocuğu isyan günlerini anlatıyor
·Taçsız ve tahtsız prenses: Ayşe Şan
·KÜRESEL ISINMA VE KÜRESEL İKLİM DEĞİŞİMİ
· Sadece 16 Mart’ta hatırlanıyor Halepçe
·Ateşkes Dosyası
·Yılmaz Güney'le yapılmış son röportaj

İlgili Haberler
·GERİLLANIN ATTIĞI HER MERMİ SİYASALDIR
·İYİ BİR GERİLLA VE İYİ BİR DİPLOMAT
·ANILAR VE YOLLAR
·Agit Yoldaşın Kurşunu
·15 Ağustos Atılımı'nın Barışını Gündemleştirmek Gerekli Ve Gerçekçidir
·Ağustos;Kürtler Ve Kürt Kadını İçin Kendini Özgürlük Temelinde Savunmanın İddias
·TÊKOŞÎNA VEJÎNÊ
·ROJA XWEDÎDERKETINA LI NASNAMEYA KURDAN
·Tekîn: îro jî bi stara Kurdistanê nelorin
·Tam Sol Yap

© 2004 Rojaciwan.com
Bütün HaberlerTürkce HaberlerNuceValid robots.txt


English: All the comments, articles and other contents are property of their owners.
German: Die Artikel und Kommentare sowie Foren- und etwaige Chatbeiträge und alle anderen Inhalte sind Eigentum der Autoren.
Turkish: Rojaciwan sitesi özgür bir tartışma platformu olup, sitemizde yayınlanan bütün yazılardan, yorumlardan ve hernevi multimedia dökümanlarından sahipleri sorumludur.


Sayfa Üretimi: 0.105 Saniye
SQL: 27
Rojaciwan Theme by Rojaciwan Webtasarim.