Diğer Kategoriler
Araştırmalar
Gerilla Anıları
Kürdistan´ı tanıyalım
Sağlık
Son Mektuplar
Waneyên Rastnivîsa Zimanê Kurdî
Zindandan Mektuplar
Şehitlerimiz

Özgür Kadın Ordulaşması..!
(10937 kelime)
(6581 kez okundu)
Yazdırılabilir Sayfa

SAVAŞLARIN KÜRT TOPLUMSAL GERÇEĞİ ÜZERİNDE ETKİLERİ VE KADININ DURUMU

 

Sürekli işgal ve istilalara maruz kalan Kürdistan'da kadın, savaşlardan etkilenen en önemli kesimdir. Bu savaşlarda kadınlar egemen güçlerin hedeflerine ulaşmak için kullanmak istedikleri bir nesne, savaşın en önemli ganimeti haline dönüştürülür. Diğer yandan Kürt savaş karakterindeki isyan anlayışı ve sonuçları kadın üzerinde derin izler bırakmıştır.
Egemen güçlerin kadını hedefleyerek toplumu pasifleştirme, teslim alma, iğdiş etme yaklaşımları hemen hemen her dönemde yaşanır. Kadın bir düşürme aracı olarak kullanılır. Namus anlayışının çok hakim olduğu Kürdistan erkeği, bu noktada vurularak ulus duygularından uzaklaştırılmak istenir. Bir çok direniş ve isyan bu yolla bastırılmak istenir. Kürt halkının onurunu kırma, tahrik etme, mücadeleden uzaklaştırma en çok bu yolla gerçekleştirilir. Bu durum hem Kürt toplumsal gerçeğinde, hem de kadın üzerinde büyük tahribatlar yaratır.
 

Halk gerçeğimizde oluşan namus anlayışı oldukça trajiktir. Kadına yönelim, erkeği öldürür. Kadınla erkek arasındaki bağ, ulusal-toplumsal amaçların o kadar dışında ve o kadar geridir ki, bunu tahlil eden sömürgeci sistem gerçekliği, erkeği teslim alabilmek için ya kızına ya eşine yönelir. Kürdistan'da bu, en büyük tuzak durumuna getirilmiştir. Kadın bir koz durumunda kullanılır, öne sürülür ve başta boyun eğmecilik olmak üzere her türlü olumsuzluk aileye ve topluma dayatılır. Toplum içinde namus, yaşam, felsefe anlamına gelen kadın ve de aile tabusu, gittikçe bir kördüğüm haline geliyor. Böylesine tehlikeli bir durumda bırakılan kadının, toplum içinde hiçbir rolü olmaması ise daha acı bir gerçekliktir. Kadının, söz, düşünce, ifade, karar gücü olması bir yanda kalsın, en düşürülmüş konumu yaşamaktadır. Baskıcı sistemin ve özel savaş rejiminin en uç sömürüsü, kadının üzerinden yaşatılmaktadır. Kadına boyun eğdiren erkeğin kendisi hem toplumda, hem de düşmana karşı en fazla boyun eğen gerçekliği yaşamaktadır. Düşmandan baskı gören erkek bunun acısını kadından çıkarmaktadır. Kadının bu konumu, var olan geri, geleneksel ilişkiler içerisinde geliştirilen bir aşamadır. Kadının dilsizliği, güçsüzlüğü kendiliğinden gelişmemiştir. Sömürgeciliğin en fazla kullanıldığı ve kendisini en çok yansıttığı zemin anlamına gelen kadın, Kürdistan'da savaşın da en ağır yükünü kaldırır konumda yer almıştır. Kürt kadınlarının işgalci güçler tarafından farklı farklı biçimlerde kullanılmak istendiği görülür. Büyük İskender Zağroslara geldiğinde binlerce askerini Kürt kadınları ile evlendirir. Amacı Helenizm'i bu yolla Asya topraklarına yerleştirmektir. Erkek egemenliğinin bu biçimiyle Kürt gerçeğine yansıma çabası, Kürt kadınının gücünü görmesinden ileri gelir. Kadın aracılığıyla bu kültürü egemen kılma, kadının salt cins olarak ele alınmasından değil, toplumsal-siyasal etkinliğinden kaynaklanır. Büyük İskender şunu erkenden fark eder; Ortadoğu'ya kadınsız giremeyecektir. Ondandır ki tüm egemenler, amaçlarına ulaşmak için kadını kullanırlar.
 

Sürekli savaşlar veren Kürt halkında, savaşların şiddetinden en fazla nasibini alan Kürt kadını olur. Irza geçme, işkence hep dayatılır. Köleci dönemde en fazla köle olarak savaş ganimeti olanlar, kadınlar ve çocuklardır. Şiddet ve zor karşısında ve işgalci güçlerin saldırganlıklarından dolayı, binlerce Kürt kadını intihar eder. Hemen hemen birçok savaşta yaşanan bu durum, isyanlar döneminde daha sık yaşanır. Kürt kadını ganimet olmamak için çoğu kez ölümü seçer. Dersim İsyanında 1500 genç kızın, ganimet olarak götürüldüğünü belirten Yalçın Küçük, "Kürt İsyanları" kitabında kadınların düşmanın eline geçmemek için kendilerini ateşe attıklarını, uçurumlardan atladıklarını belirtir. Bu konuda verdiği örnek şöyledir; Bingöl-Genç'in köylerinden birinde yaşayan bir genç kızın, bulunduğu samanlık askerlerce yakılıyor. Kız yanan samanlıktan dışarı çıkıyor. Fakat askerlerce yüz yüze gelince yeniden alevlerin içine dalıyor. Bunun gibi binlerce örnek vardır. General Moltke ise daha önce belirtilen eserinde; Garzan dağlarındaki çatışmadan sonra elli kadar kadının ganimet olarak götürülmek istendiğini, fakat kabaran dağ deresinde hepsinin boğulduğunu anlatır. Kürdistan'ı işgal eden bir çok güç, askerini psikolojik olarak hazırlarken, en çok kadın ganimetleri hatırlatırlar. Erkeğin bu yönlü zaafı iyi çözüldüğünden, bu vaatlere ulaşmaktan başka bir şey düşünmeyen askerler, en acımasız şiddeti uygulayarak ganimete ulaşmak isterler.
 

Feodal dönemin din anlayışı ve namus kavramı ise sıkça kullanılır. Kürt erkeğini, direnişlerden vazgeçirmenin bir aracı olur. Bir yandan erkeği salt kadın konusunda yoğunlaştırarak mücadeleden uzaklaştırırken ve de siyasi yaşamdan alıkoyarak tüm enerjisini bu noktaya kanalize ederken, diğer yandan kadına yönelim tehdidini hep bir kart olarak gösterir. Aşiretçilik ve ailecilikte en fazla kavgalar, kan davaları kadın konusunda çıkar. Sevginin katledildiği bir ortamda, cinsel bir metaya dönüştürülen kadın konusundaki sahte namus-şeref anlayışı ulusallığın, ülkenin önüne geçer. Bir kadını namus olgusu olarak gören Kürt erkeği kolayca savaşmayı göze alırken, ülke değerlerine karşı çok fazla duyarsızlaşır.
 

Dervişe Avde destanındaki Adule'nin Mirlere karşı verdiği savaş ise bu temelde oldukça anlamlıdır. Sevginin ölçüsü olarak, vatan için savaşmayı koyan Adule, işgal altındaki bir ülkede aşkın, namusun, sevginin olamayacağını açıkça gösterir. Avde ise bu sevdanın ölçüsünü anlayan, sevdasıyla ülke aşkını birleştiren yiğit bir Kürt erkeğidir. Ama istisnadır.
Kürdün trajedisini edebiyatla en iyi ifade eden Derveşê Evdi destanını günümüzde kadının gerçekliği ve geldiği düzeyle birlikte ele alan Başkan Apo bunu şöyle dile getirmektedir: "Derveşê Evdi büyük bir Gerilladır. Adule de öyle. Aslında Adule'ninki büyük bir Aşktı. 'Filan paşa beni istiyor, ancak ben sadece Derveşê Evdi'yi seviyorum. Bu olmazsa mezar beni kabul eder' diyor. Bunlar büyük şeylerdir. Kürtlerin sevgi ilkeleridir. Büyük yiğitliktir. Derveşê Evdi ne Türklere, ne de Araplara teslim oluyor. Bu yurtseverliktir, büyük bağımsızlıktır. Hem aşkı tanıyor, hem de düşmanını tanıyor. Kimse ne Derveşê Evdi, ne de Adule gibi büyük bir aşkın sahibi olamaz. Adule'nin aşkı, büyük bir aşktır. Kimliksiz kadın olmaz, yaşam olmaz, yiğitlik olmaz. Bu Derveşê Evdi'nin felsefesidir. Derveşê Evdi gibi kızlardan önce düşmanın üzerine gideceksiniz. Şimdi birisi Derveşê Evdi gibi dağlara çıkarsa büyük başaracak."
 

Derveşê Evdi destanı, Kürt kadınının yurtseverliği ve savaştırıcı güç olma özelliklerinin işlenmesi açısından önemlidir. Derveşê Evdi ve Adule aşkında birey sevgisi ile yurt sevgisini birleştirme, sevgiyi hak etme anlayışı hakimdir. Yine destanda geçen bir olay, kadının yurdu karşısındaki duyarlılığını gösterir. Türkmen ve Arap erkekleri yaylalara el koyduklarında, erkekler kayıtsız kalır. Bu durum karşısında kadınlar tavır olarak eteklerini kaldırarak suya giderler. Erkekler buna müdahale eder. Kadınlar ise, Kürt toplumunun temel değerlerden uzaklaşma boyutunu verdikleri cevapla çok açık koyarlar. Cevap şöyledir; "Eğer orda erkekler olsaydı düşman yaylalarımızda oturmazdı. Bunun için biz onlardan utanmıyoruz" derler. Bu cevapla erkekliğin boşaltılmış yönünü ve olması gereken erkeklik ölçütünü, namus anlayışını ortaya koyarlar.
 

Kürt erkeğinin onuru ile oynamanın en kısa yolu olarak kadın üzerinde cinsel taciz yolunu seçen işgalci güçler karşısında erkeğin çözümsüzlüğünü gösteren bir başka örnek ise, "Ivo Bege Pasine" destanıdır. Kürt-Türk savaşında geçen bu destana göre, komutan olan Ivo Beg savaşta yenilir ve köyüne geri çekilir. Düşman köye gelir ve kapısına dayanır. Evde kızı, karısı ve gelini vardır. Eşi bu esnada "bizi düşmana sağ teslim etme" der, daha sonra kızı ve gelini de "bizi vur" derler. Ivo Beg çaresiz kalır. Fakat sonuçta silahını çeker ve üç kadını öldürür. Bu örnek işgalci güçler karşısında çaresiz kalan bir Kürt erkeğinin dramı değildir sadece. Eli kolu bağlı, bir namus malzemesi olan, kendisini öldürmesini bile erkekten beklemek zorunda kalan, Kürt kadınının dramıdır aynı zamanda. Ve namus cenderesinin trajedilerinden sadece biridir. Bu olayın Ağrı Dağı İsyanı'nda yaşandığı belirtilir. Ağrı Dağı İsyanı liderlerinden Bıra İbrahime Husseke Telle'nin hikayesidir. 1930 yılında büyük bir güçle taarruza geçen Türk ordusu karşısında, halkın nasıl korunacağını tartışan liderler birçok öneri sunarlar. Bıra'nın önerisi kabul edilir. Bu öneri bütün kadınları, güçsüz ihtiyarları ve çocukları kılıçtan geçirmektir. Bıra ilk uygulamayı kendi elleriyle ailesine uygular. Böylece ilk trajedi onun ailesinde yaşanır. Bu yaklaşım karşısında Bıra ikna edilerek uygulama durdurulur. Fakat on kişi kurban olmuştur.
Ailenin düşman eline geçmesi namusun kirlenmesi ve onurun kırılmasıdır. Özellikle isyanlar sonrası yaşanan yenilgili ruh hali, direncin kırılması gibi durumların yaşanması, bu uygulamalarla yakından bağlantılıdır. Bunalımlı feodal yapılanmaların ve dinin Kürt toplumu üzerindeki etkisi, egemen güçlerin bu yolla sonuç almasını kolaylaştırır. Dikkat edilirse Kürt kadını, belki savaşın yürütücüsü değildir, ama temel öznesidir. Bu anlamıyla savaşların çıkışında ve sonucunda kadın olgusuna yaklaşım belirleyici olur.
Savaşlarda kadına uygulanan baskı, zor ve şiddet, kadının kişilik yapılanmasında da olumsuzluklar yaratır. Düşman karşısında birleştiği, kaderini paylaştığı erkeğin, yenilgi psikolojisini aile içinde egemen olma yoluyla dengelemek istemesi, kadını daha çok silikleştirir ve düşürür. Egemenliğe karşı savaşan erkeğin egemenliği ile yaşamak zorunda kalan Kürt kadını, isyancı bir karakter kazanır. Tıpkı Kürtlerin Türkler karşısındaki ezikliği ve ezilenlerin ruh haliyle hareket etmesi gibi Kürt kadını da, dışta yenilen, fakat içte en katmerli erkek egemenliği karşısında aynı durumları yaşar. Kürt isyanları Kürt kadınları üzerinde önemli izler bırakır.Kürt kadınının tarihin büyük bir bölümünde yoğun olarak yaşadığı ve hep sonuçta, ondan tarifi imkansız acılar tattığı savaş olgusunun, günümüzde de halen süren bir sonucu, sürgün ve yarattığı etkilerdir. Neolitikten beri kendisini en fazla toprakla var eden, onu işleyen, üreten ve verdiği emekle sınırsız ve ayrılmaz bir birlikteliği yaşayan kadın, savaş ve baskıyla kendi toprağından koparılmak istenmiştir. Kadın özgür çağlarında, bereketi ve bolluğu nasıl ki kendi özüyle bütünleştirilmiş Toprak Ana biçimini almışsa, köleci dönemden günümüze kadar da yarattığı değerlerden ve ana toprağından savaşlarla, zorunlu göçlerle koparılmak istenmiştir. Köyler yakılmış, ulusal değerler yok edilmek istenmiştir. Bu asimilasyon sürecinde de, en fazla kadın zarar görmüştür. Ruhta, duyguda, düşüncede tam bir parçalanmaya maruz bırakılmıştır. Göçün yanında, düşüncede tam bir parçalanmaya maruz bırakılmıştır. Göçün yanında diğer özel savaş uygulamalarının da hedefi olmuştur. Baskı, zor, cinsel taciz ve daha birçok uygulamaya, sistematik olarak kadın maruz bırakılmıştır. Ama tüm bunlara rağmen sömürgeci sistemin en fazla düşürdüğü ve yönelmeye çalıştığı bir kesim olan kadın, ulusal devrimci mücadeleye ve cins olarak kurtuluşa da en fazla açık ve tutkulu kesimdir de. Aslında kadındaki devrimci potansiyelin çok gelişkin olmasının gerçeği de, bu nedenlerden kaynaklanıyor. Mevcut sistemden en derin etkilenen kesim, kurtuluş yolunda da en fazla iddialı ve bu potansiyeli barındıran kesimdir. Bu anlamda kadının özgürleşme düzeyi, toplumun özgürleşme düzeyinin bir derecesi oluyor. Bugün Kürt kadınlarının tüm ulusal değerlerine, kültürüne, diline sahip çıkması ve ulaştığı düzeyde yaşamın her alanına -siyaset, politika, sanat- aktif olarak katılıyor olması, tüm savaşlar sonucunda yaşadığı ağır acılar ve psikolojilerden sonuç çıkararak, daha bilinçlice, yeniyi yaratma iddiasına yoğunluk verdiğinin göstergesi oluyor. Tarihten günümüze kadar kadının özüne bağlılığı ve destansı bir direnişidir yaşananlar.

 

 

KÜRT ORDU VE SAVAŞ YAŞAMINDA KADININ YE
 

Kürtler ilkçağ köleci sisteminde, güçlü merkezlerin çevresinde konumlandıklarından dolayı, oldukça önemli rolleri olmuştur. Tarihte aktif rol oynamış köleci imparatorlukların ve devletlerin tam ortasında yer aldıklarından dolayı sürekli işgal ve istilalara maruz kalmışlardır. Aşiretler bu konumdan dolayı, ikiye bölünmüş, aşiret üst tabakası hakim güçlerle işbirliğine gitmiş, alt tabaka ise direnişi seçmiştir. Aşiret olarak neolitik toplumun eşit ve özgür koşullarında yaşamak, halkın esas aldığı tarz olmuştur. Yoğun askeri saldırı ve işgallere karşı da meşru savunma pozisyonunda olmuşlardır.
 

Köleci dönemle beraber Meşru Savunma çerçevesinde gelişen Kürt askeri birlikleri ve orduları, diğer ordular gibi erkek eliyle şekillenir. Bunun temel nedeni kadının toplumsal yaşamdaki statü kaybıdır. Buna rağmen saldırılar karşısında gelişen direnişlerde, kadın önemli oranda yer alır. Özelikle aşirete dayalı askeri güçlerde kadın aktif rol oynamıştır. Saldırılar karşısında topyekun, halk olarak dağlara çekilen ve savaşan Kürtlerde, kadın da bu savunma savaşında yer almıştır. Kadının cinsiyeti dışında, önder olma yönünde hiçbir engel yoktur. Dağlarda yaşar ve savaşır. Fakat erkek egemen karakterin etkileri sonucu bu önderliğin önü çoğu zaman alınır. Buna rağmen öne çıkan kadınlar da vardır.
 

19. yüzyıl öncesi araştırmacı ve tarihçilerin ortaya çıkardığı bulgular Kürt toplumunda kadının zaman zaman etkin rol oynadığını gösteriyor. Temeli ve zihniyet yapısı anaerkilliğe dayandığından, kadının toplum içerisindeki ağırlığı ve etkileyiciliği, diğer toplumlara oranla daha belirgin yaşanır. Özellikle 19. yüzyıl öncesinde kadın hükümdarlar, savaşçı ve sanatçılar ortaya çıkabilmişlerdir. Dönemlerine göre oynadıkları rol nedeniyle Kürt toplum tarihine geçen kadınlar, kadının çok yönlü katılım ve belirleyici olma yeteneğini de ortaya koyarlar.
 

10. ve 11. yüzyıllarda Ali Hagga mezhebine ait kadınların içerisinde otorite sahibi ve yine aynı zamanda şair olan kadınlar vardır. Bunlardan Daye Tebrez, Havrami, Celale Xanım Luristani, Reyhan Luristani, Xatun Mayzad, Daya Xazan Sarkati'yi sayabiliriz.Yine 13. yüzyılda Selahaddin Eyyubi Mısır'da hüküm sürdüğünde, bu hanedanda hüküm sürenler arasında bir kadının adına rastlanmaktadır. Şeceret Al-Durr adlı bu kadın, Melek Salih Eyyubi'nin karısıdır. Kısa bir zaman içinde hem politik, hem ekonomik açıdan büyük başarılar elde eder. Eşinin ve oğlunun öldürülmesi ardından, 1250 yılında Mısır'ın kraliçesi olur. Fakat egemen mantık bir kadının hüküm sürmesine karşı çıkar. Şeceret Al-Durr karşısında anti-propagandalar başlatılır. Onun İslam kurallarına göre hükümdar olamayacağı ileri sürülerek 1257 yılında öldürülür.17. yüzyılda Doğu Kürdistan'da Kela Dımdımê'de Kürtlerin öncülüğünde büyük bir direniş başladığında, kadın yurtseverlik ruhuyla bu direnişte büyük rol oynar. 1608-1610 yılları arasında yaşanan Kela Dımdımê direnişinde, Kürt kadınının gösterdiği cesaret ve fedakarlık üzerine onlarca destan, türkü, roman vb. edebi eserler yazılmıştır. Kela Dımdıme'de Şah Abbas'ın güçleri kale kapısına dayanınca Kürt kadınları düşmanın eline geçmemek için ya kale surlarından atlar, ya da zehir içerek yaşamlarına son verirler. Kürtler burada yenilse de, 6 yıl sonra bir Kürt kadını bu kaleyi tekrar ele geçirir. Emir Xan'ın eşlerinden biri olan Zadine Xanım adlı bu Kürt kadını, bin kişilik bir güçle Dımdım kalesinin savunması için Çengzeri'nin güçlerine katılır. Kocasının ölümünden sonra aşiret reisi olur. 17. yüzyılın başlarında adından en fazla bahsedilen Kürt kadınlarından birisi de, Xanzade Sultan'dır. 13 yıl Soran'da Emirlik yapan Xanzade Sultan Soran Kraliçesi olarak anılır. IX. Murat zamanında (1623-1640) Herir ve Soran bölgelerini yönetir. Xanzade Sultan, on iki bini silahlı piyade, on bini de okçu süvarilerden oluşan bir orduya komutanlık yapar. Ordusuyla İran üzerine bir çok saldırı düzenler. Bu saldırılar sonucu Hamedan, Dorgnzin, Cancanab bölgelerine kadar ilerler.
 

Özellikle Osmanlı döneminde eşleri Osmanlılarca öldürülen birçok kadının, aşiretlerinin başına geçtiği ve Osmanlılara karşı savaştığı görülmektedir. Yine 1842'de Mir Bedirxan isyanında Helime Xanım adlı Kürt kadını, Başkale bölgesinde hüküm sürer ve şehir kalesinin denetimini eline alır. Fakat 1845'te fazla kan dökülmemesi için kaleyi Osmanlılara teslim eder. 1854 yılında Fato Reş (Kara Fatma) üç yüz süvarisiyle birlikte Osmanlı'nın başkenti İstanbul'a girer. Padişahın huzuruna çıkarak Rus ordularına karşı savaşmaya hazır olduğunu belirtir. Maraşlı olan Fato Reş bir Alman gazetesinde "Kürdistan aslanı Kara Fatma İstanbul'da" şeklinde tanıtılır. Bir çok kaynakta savaşkanlığı nedeniyle Amazon Fatma olarak da tanımlanır. Cemal Nebez bir kitabında Fato Reş'in 1877-78 yılında Rus-Osmanlı savaşına katıldığını, 500 kadar askerini Kars ve Erzurum taraflarına gönderdiğini yazar.
 

20. yüzyılın en önemli Kürt kadını ise Şahrezur'un taçsız kraliçesi Adile Hanım'dır. Bilgili ve otorite sahibidir. 1895'te Caf aşiretinin reisiyle evlenir. Fakat eşinden daha çok tanınır. Caf aşiretine 15 yıl hükümranlık yapar. I. Dünya Paylaşım Savaşı'nda Caf aşiret önderi olan Adile Hanım, yönetim meselelerinde aktiftir. Caf beyzadelerinin önderliğini bizzat yürütür. Çok etkili bir kadın olarak belgelere geçer. Savaş sonrası ortaya çıkan çatışmalarda bağımsız bir politika yürütür. 1924'te ölünceye kadar hükümdar kalır.Yine bu dönemde yaşayan Şeh Mahmut'un kızkardeşi Hafzexan, siyasi otoriteye sahip bir kadındır. Henüz genç kızken isyan döneminde esir alınan İngiliz subaylarının korunması görevini üstlenir. Süleymaniye'de önemli bir konumu vardır. Yine Kürt kadınları açısından önemli bir deneyim olan Kürdistan Kadınlar Birliği'nin (1952) başkanı olan Nefsa Xan Naqip, siyasi bir kişilik olarak Kürt kadın tarihinde önemli bir isimdir. Bu kadınlar genelde ailelerinden dolayı öne çıkma, yeteneklerini gösterme imkanını bulmuşlardır. Fakat buna karşın genelde Kürt kadını direniş ve isyanlarda bizzat savaşan güçtür. İlk dönemlerde Kürdistan'da bir çok aile kadınların adıyla anılır. Aşiret önderi olan kadınlar, aşiret savaşlarını da yönetir. Feodal etkilerin derinleşmesiyle, bu durum değişmeye başlar. Kürt kadını İslamiyet'in kabulü ile beraber eski statüsünü büyük oranda kaybetmiştir. İlk süreçlerde direkt halkın geneline dayanan direnişlerde, savaşa katılsa da, daha sonraları beyliklerin, askeri güçlerin, merkezi otoritelerle işbirliğine girmesiyle, ordu ve askeri yaşamdan tamamen dışlanır.
 

Kürtlerin tarihinin başlangıcından beri var olan direniş ruhu, Kürt kadınında oldukça hakim olmayı sürdürmüştür. Bu nedenle Kürt kadını direnişçi ve kavgacı bir özelliğe sahiptir. Medya sürecinde savaşlara katıldığını vurgulayan yazarlar vardır. Örneğin "Büyük İskender" adlı kitabında Dreoyesen, Büyük İskender'in Doğu seferinde bir Medya Satrapı'nın İskender ordusuna iki yüz altı savaşçı Kürt kadını verdiğini belirtir. Bu örnek Kürt kadınının savaşa katıldığını göstermektedir. Bunun dışında bir çok örnek vardır. I. Dünya Paylaşım Savaşı'ndan sonra Anadolu ve Kuzey Kürdistan'da gelişen kurtuluş savaşında Kürt kadınlarının savaşa katıldığı ve önemli bir rol oynadığı bilinmektedir. Kürt kadınının bu savaşkanlığı, hem direniş kültüründen, hem de yurtseverlik özünden kaynaklıdır. Kürtlerin isyan tarihinde, kadınların konumu ise ilgi çekicidir. Ağır feodal etkilere, dini baskılara, değer yargılarına rağmen bu isyanlarda kadının, yurtseverlik çerçevesinde erkekle beraber düşman karşısında savaştığı görülür. Toplumun, kadını içine sıkıştırdığı cendereye rağmen, tüm kalıpları kırarak, en az erkek kadar düşman karşısında savaşabileceğini gösterir. Bese ve Zarife Hanım bunun en çarpıcı örnekleri olsa da, binlerce Kürt kadını bu isyanlarda yerini almıştır. Kürt isyanlarını bastırmak için Türk ordusunda yer alan Alman general Moltke bu konuda şunları belirtir: "Kadınlar bile nizamiyenin üzerine ateş ediyorlardı. Bir Kürt kadını bir askeri hançerle vurup öldürdü." Moltke Kürt kadınlarından sadece birini anlatır. Oysa binlerce kadın bu örnekte olduğu gibi ülkesi için kendisini feda etmekten çekinmeyecektir. Kadınlar silah kullanmayı ve nişan almayı bilirler. Bu konuda bilgisi olmayan kadınlar taş-sopa vb. aletlerle savaşırlar. Biz bu isyanların en ön saflarında yer alan Bese ve Zarife Hanım kişiliklerini ayrıca değerlendirmeyi uygun görüyoruz. Kadın açısından sadece yurtseverliğin değil, bir güç olmanın, egemenler karşısında kararlı bir savaşçılığa ulaşmanın bu örnekleri oldukça önemlidir. Özellikle mevcut yaşam koşullarında böyle bir düzeye ulaşmak, kadın gerçekliğinin kendisinde barındırdığı öz açısından önemlidir.
 

Bese Hanım, Dersim İsyanı'nın önder ismi Seyit Rıza'nın eşidir. Fakat Bese'yi Bese yapan bu değildir. Bu durumun yol açıcı bir etkisi olsa da, Bese Hanım bir kadın olarak isyanda kendi öz gücüyle, öz güveniyle, yurtseverliğiyle, kararlılığıyla önemli bir rol oynar. Türk basını Bese Hanımı anti-propaganda olarak kullanmak ister. Oysa Bese Hanım, Dersim'de bir efsane olur. Türk gazetelerinde Dersim İsyanı'nın perde arkasındaki ismi olarak verilir. Çok savaşçı, fedakâr ve silah kullanmada ustadır. Son nefesine kadar savaşır. Gazeteci Barbaros Baykara isyanı anlatan kitabında Bese Hanım'dan "gözüpek, sonuna kadar direnen bir kadın" olarak bahseder ve Bese Hanım'ın keçi sekmez kayalıklardan bir avuç insanla bir ordu kadar askere, en önemlisi de gökten ölüm yağdıran uçaklara karşı kurşunu bitene dek çarpıştığını belirtir. Kurşunları bitince yanına yaklaşan askerlere taşlar fırlatır. Ve yakalanacağını anladığı an "beni sağ yakalayamazsınız" diye bağırarak kendini uçurumlardan attığını söyler. Bese Hanım, egemen sistem karşısında oldukça öfkeli direnişi ile güçlü bir kadındır. Son kurşununa kadar savaşır. Savaşı, bir özgürlük savaşıdır. Kadın olarak kendi kaderini halkının kaderiyle birleştirmiş ve tek bir savaşta somutlaştırmıştır.Zarife Hanım da, Dersim İsyanı'nda yer alan bir Kürt kadınıdır. Dersim İsyanı'nın ikinci büyük ismi, Alişer'in eşidir. Zarife Hanım da, Bese Hanım gibi savaşkan bir kadındır. Silahını hep yanında taşır. Alişer ile ilişkileri yoldaşçadır. İki karşı cins olmaktan ziyade, iki insan olarak arkadaşlık kurmuşlardır. Savaşta da sonuna kadar beraberdirler. Alişer'in Reyber tarafından öldürülmesi olayında silahını çekerek, hainlerden birini öldürür. Bunun üzerine Reyber Zarife Hanımı şehit düşürür. Dersim'de emsalsiz bir Kürt kızı olarak tanınan Zarife Hanım savaş yoldaşlığı ile, yurtseverliği ile gerçekten de emsalsiz bir kadındır. Peki tarihe böyle şanlı geçmek kolay mı? Kolay olmasa gerek! Kürdistan gibi feodal geriliklerin kör kuyularının olduğu bir coğrafyada kadın olmak ne denli zorsa, bir kadın olarak, erkeğin işi olarak bilinen savaşta yer almak daha zordur. Buna rağmen kendindeki enerjiyi açığa çıkararak tarihte önemli bir rol oynayan kadın, Kürdistan kadını için önemli miraslar bırakmıştır. Her şeyden önce kadının kendine güvenmesi, savaşabilmesi yönünde bir inanç ve güç kaynağı olmuştur. Kürt kadınının böyle bir düzeye ulaşması, onun Neolitik kültür bağıyla ele alınmalıdır. Bütün baskı, sömürü ve egemen yaklaşımlara rağmen Kürt kadını bu özü hep korumuştur. Bu anlamda toprak bağı, direngenlik, eşitlik uğruna mücadele onun şahsında hep ortaya çıkmıştır. 
 

Kadının ordu örgütlenmesinin, özelde de savaş içindeki kadın birliklerinin erkek egemenlikli örgütlenme modellerine göre şekillenen kurumlardan ve örgütlenme modellerinden farklı olması gerekir. Bu adeta bir zorunluluktur.
Ordular bugüne kadar, erkek karakterine göre biçimlenen kurumlaşmalar olmuştur. Erkek egemen mantığa ve erkek karakterli sisteme karşı savaşımda temel güç olan kadın özgürlük ordusu, alternatif olma özelliğini taşıyacak kurumlaşma ve örgütlenme modellerine gitmelidir. Ordulaşma, erkek işi olarak hem tarihte hem de günümüz toplumlarında benimsenen bir kanıdır. Bu anlamda kadınların yer alması neredeyse yasaklanmış gibidir. Tüm bu geleneksel değer yargılarıyla mücadele edebilmek ve ordunun erkek karakterini değiştirebilmek, kadının güçlü örgütlenme modellerine sahip olmasıyla gerçekleşebilir. Elbette ki tüm bu örgütlenme ve kurumlaşmalara yön veren ana kaynak, ideoloji olmalıdır. İdeolojiden bağımsız bir eylem, savaş-ordu örgütlülüğü, erkek egemenlikli sınırların içinde dolaşmak, onun kurumlaşmalarını aşamamak anlamına gelir. Sosyalist öğretinin ilkelerine dayalı örgütlenme modelleriyle, egemen gerçekliğe karşı savaşmak ve politik güce dönüşmek, bu anlamıyla bu teoriyi besleyen örgüt ve taktik gücüne, yaratıcı örgütlenme biçimlerine sahip olmakla mümkündür. Ancak bu tür örgütlenmelerle, uygarlık tarihinde yer almayan kadın ordulaşması, yine günümüzde pek az, sınırlı düzeyde yer verilen kadın askerileşmesinin önündeki engeller kaldırılabilir.
 

Kadının Kürdistan'da gerilla birlikleri içinde yer alışı geleneksel, hukuki, toplumsal, siyasi baskı ve kalıplara karşı bir tepkidir. Aslında kadın için gerilla birliklerinde yer alış, özgürlük isteğinin güçlülüğü ile bağlantılıdır.Kadının gerilla ordulaşmasını oluşturması, tarihten beri var ola gelen köleliğe karşı özgürlük örgütlenmesini ifade eder. Sınıflı toplumlardaki bütün devrimlerde de, erkek egemenlikli karakterin aşılamadığı görülür. Bazı genellemeler yapılarak, bu sorunun çözülebileceği yanılsaması yaşanır. Çokça bilinen bir söylem olarak mücadelelerde, 'kadının katılmadığı devrim başarıya ulaşamaz' genellemesi hep vardır. Fakat burada da, kadının nasıl katılacağı sorunu ortaya çıkar. Bu kadar bağımlılaştırılmış, sömürüyle baskıyla karşı karşıya gelmiş kadın, nasıl özgürlüğün örgütünü oluşturacak yaklaşımı ortaya çıkar. İşte kadın ordulaşması ve bunun örgütlenme modelleri, verilecek en büyük cevaptır. Kendi kendini örgütleyen bir halk nasıl kölelikten kurtulma savaşımı yürütüyorsa, kendi kendinin örgütlenmesini yaratan kadın da özgürleşme savaşımı yürütecektir. Özgürlük ancak savaşımla ve onun örgütlenmesiyle gerçekleşebilir. Bu temelde kadın, özgürlüğü yaratabilmek için, gerilla tarzı ve ordu modelini geliştirerek, her türden egemenliğe karşı direniş mücadelesini sürdürmektedir.

 

Özgürlük Ordusunda Bağımsız Kadın Birlikleri
 

Kadının, kadın ordusu içinde giderek artan bir nicelik ve nitelik katılımla yer almaya başlaması sonucu, gelişen güç birikimine, uygun örgütlenmelere ancak ordu içerisinde örgütlü ve bağımsız katılımla ulaşılır. Kadının en güçlü ve öz iradesiyle gelişeceği, kendi öz kimliğini kazanacağı örgütlenmeler bağımsız, özgür kadın birlikleri olur. Başkan Apo bunu şöyle dile getirir: "Erkek birlikleri vardır, kadın birlikleri vardır, karma birimlere ihtiyaç var mı? Şimdi zaman zaman karma birimler haline gelinebilir. Bazı erkek birim çalışmalarında kadınlar rol oynayabilir. Bunlar sürekli olabilir ama tümüyle karma olmak, gerçekleri zorlamak olur. Erkeklerle kadınların ayrı birimler içinde, sanki aralarında hiçbir fark yokmuş gibi yer almalarını fazla esas almamalı veya tümüyle böyle yapmamalıyız. Birimlerin ayrı örgütlendirilmesi ve yaygınca örgütlenmenin böyle yapılmasının daha sonuç alıcı olacağı açığa çıkıyor veya tarihi toplumsal gerçekliğin yani devrimci yaklaşımın gereği oluyor.Mutlaklaştırma yok ama özgünlüğü göz ardı etme de söz konusu değil. Burada bir mangadan tutalım varsa bir alaya kadar kadın örgütlemesi de oluşabilir. Kimi savaşçı, kimi komutan, kimi eğitmen, kimi lojistikçi, yani bir ordu örgütlenmesi nasıl geliştiriliyorsa, öyle geliştirmek uygundur. Kendi kendilerini eğitme, örgütleme, özgücüyle kendini yürütme sağlanmalıdır. Eyleme geçiriliş bizzat bu birimlerce yürütülmelidir. Çok ayrı bir kadın örgütü, savaşı yok, paraleldir. Birbirlerine destek sunarlar, ama iç içe karışıp erimezler. Eylemlere ortak yönelme olabilir, bazı eylemlerde bizzat kadın birlikleri yapabilir. Yani savaşta da hem ortaklaşa yapılacak eylemler vardır, hem de ayrı ayrı birimlerce yürütülen eylemler olabilir. Hatta bu bazen daha başarılı da olabilir. Mutlaklaştırmamak gerekiyor."
 

Karargahlaşmaya İlişkin
 

Kadın ordu örgütlülüğü, özgürlük sorununu cins bakış açısıyla ele alarak, Kadın Kurtuluş İdeolojisi temelinde demokratik iktidar perspektifine ulaşmayı sağlayan bir örgütlenme düzeyine ulaşmıştır. Bu örgütlenme düzeyi yeni sürece denk bir kurumlaşmayı sağlayarak, kendini pratikleştirmek durumundadır. Bu da ileri düzeyde bir merkezileşmeyi ve kurumlaşmayı zorunlu kılar. Kadın askeri gücünün bir merkezden sevk ve idare edildiği bir karargah sistemine ihtiyaç vardır. Karargahlar ordulaşmanın merkezidir. Kadın özgürlük mücadelemizde böyle sistemli bir düzeyin yakalanması, kadının erkekten bağımsız, güç, kişilik, irade kazanması ve istenilen özgürlük düzeyini daha da ilerletmenin ana kurumlaşması anlamına gelir. Genel karargah bünyesinde, kendi karargah örgütlenmesini ve yönetimini oluşturur. Özgür Kadın Partisi meclis üyelerinden oluşan bir yürütmeyle Savunma Konseyinde temsilini bulur.

 

Özgürlük Ordusunun İdeolojisi
 

Sosyalist ideoloji ve ilkelere dayanan örgütlenme modeline sahip kadın özgürlük ordusu, Kadın Kurtuluş İdeolojisi'yle büyür ve gelişir. Bu ideoloji, savaşım tarzına ana kaynaklık eder. Egemen sistemle ordu aracılığıyla yürütülen savaşım güçlülüğünü ideolojinin derinliğinden alır. Esasında her iki sistem arasında yürütülen savaş, ideolojilerin savaşıdır. Erkek egemenlikli ideolojilerle kadın eksenli ideolojinin savaşımıdır.Bu ideolojiyi yaşamsallaştırmada, meşru savunma çizgisi esas alınır. Kadın ordulaşmasının temel hedefi; meşru savunma çizgisi temelinde derinleşip, şiddeti sosyalist ideolojiyle buluşturmak ve amaçlarla ilişkilendirmektir. Temel taktik olarak gerilla başta olmak üzere, çeşitli gösterileri ve ayaklanmaları da bağrında taşıyan, silahlı-silahsız, barışçıl yöntemleri içeren, savunmaya dayalı taktikleri kendi içinde barındıran mücadele tarzı, bu ordunun en temel savaşım biçimidir.Ne çok etkisiz küçük birlikler, ne de imhaya uğratılabilecek biçimlere gidecek gerilla birlikleriyle hareket etmek doğru olacaktır. Bu da modern gerilla örgütlenmesini esas alma anlamını taşır. Modern gerilla nitelik düzeyi yüksek, tekniğe dayalı, profesyonelleşmiş, askeri konularda uzmanlaşmış, her an her tür göreve hazır aktiviteye sahip gerilla oluşumudur. Bu örgütlenmede nicelik o kadar önemli değildir, önemli olan nitelikte derinleşmedir.
 

Merkezileşme
 

Ordu demek merkezileşme demektir. Ordu, en üstten en alta kadar merkezileşme ile yönetilir. Ordu merkezi de, emir-talimat düzenidir. Profesyonel ordu kuruluşunun esasları, merkezileşmeye dayanır. Bu konuda profesyonel ordularda duygusallığa, tasfiyeye, liberalize etmeye yer verilmez. Çünkü ordu kuruluşu resmi bir kuruluş demektir. Resmi kuruluşlar, resmi işleyişe uymak zorundadırlar. Merkezileşmeyle esasında amaçlanan; orduda ideal ölçüleri oturtmak, bütün davranışlara, halk ve hareketlere doğru ölçüyü tam kazandırmaktır. Yine bütün davranışları emir ve kurallarına bağlamak anlamına gelir. Merkezileşmenin uygulanması ve denetimin sağlanması için ise, bir ordu yönetmeliğine ihtiyaç duyulur. Alta doğru denetim, üste doğru rapor sistemi esastır. Merkezileşme demokrasiyi ya da özgür katılımı yadsımaz. Kaba baskı ya da tek elden yürütme olarak anlaşılmasından kaynaklı, ordu gerçeğimizde merkezileşmede, kendine göre olmaktan kaynaklı sorunlar yaşanmaktadır. Bir ordunun ordu olabilmesi için en gerekli olan, merkezi otorite ve disiplindir. Bu olgularda zayıflık başarısızlığa kapı aralamak, her türlü tehlikeyi içinde barındırmak anlamına gelir.Bu konuda kadın ordu gücünün ordulaşmak için hayati öneme sahip merkezileşmeye doğru yaklaşması önem taşır. Ordunun kuruluşunun teorik-pratik tüm sorunlara yönelen, onun kişiliğine ulaşmış, karar ve yaratıcı bir yeteneği yaşayan, bu temelde merkezileşmeyi esas alan bir durumda olmalıdır. Son derece disiplinli ve otoriter olmak, mutlak anlamda ordu çalışmalarında yerine getirilmesi gereken bir tavırdır. Halk Savunma Birlikleri'nin kuruluş esprisine ve formasyonuna uygun bir biçimde işlerlik kazanmak, kendi içinde merkezileşmeyi güçlendirerek olur.Kendi genel savaş planını, genel karargah çalışmalarında işbölümünü planlamalar dahilinde yapmanın yanında, kendine özgü merkezileşmeye de sahip olmak gerekir. Kadının kendi özgünlüğünü dikkate alan, ama savaştaki rolünü de en gerçekçi ve doğru biçimde tüm yapıyı da içine katarak, birlikte değerlendiren bir karar merkezine ulaşmak, kadın ordulaşmasının amaçlarına ulaşmasında, ilkelerini yaşamsallaştırmada önemli bir iradeye sahiptir.
 

Özgürlük Ordusunun Örgütlenmeleri
 

Ordu yeniden düzenlenip şekillendirilirken, kadın ordulaşma birliklerinin de bunun bir parçası olarak doğru anlayışlar temelinde, kendi özgücüyle bağlantılı olarak, her bakımdan komuta ve yapısıyla, üslenme ve hareket tarzıyla, eğitim anlayışıyla, son derece inisiyatifli, yaşam ve savaş konusunda kendi karar süreçleriyle ve uygulamadaki yetenekleriyle hareket etmeleri gerekmektedir. Özellikle kadın yapısının kendi özgürlük savaşımına salt yalnız ordu içinde değil, hemen her örgütlenme alanında aktiviteyle çalışmalara katılımı oldukça anlamlı ve önemlidir.Kadın ordu çalışmaları ve anlayış düzeyi, çalışmalara ve kurumlaşmalara yaklaşımda, cins bakış açısını esas alarak katılım sağlar. Bu genel yaklaşımda farklılıklar arz eder. Bu yönleriyle kadının eğitim, savaş, komuta, otorite anlayışını ortaya koyma gerekliliği vardır.
 

Kürdistan gerçekliğinde ordu, bir eşitlik ve özgürlük ordusudur, örgütlenmesi de yaşam anlayışı da buna uymak zorundadır. Bunun olmaması halinde, ordunun özü kendisini farklılaştıracaktır. Bu anlamda kadın-ordu çalışmalarının, ordu çalışmalarında yer edinebilmesi ve kendi özgünlüğüyle kadının öz kimliği ile bunu geliştirebilmesi, bir bütün ordu çalışmalarının da asıl amacına ulaşmasında etkileyici bir rol oynar. Kadının gerilikleriyle, geleneksel yanlarıyla orduyu bozacağı şeklindeki değerlendirme bilinen bir gerçekliktir, ama kadın gelişkinliği ve niteliği, özgürlük ölçüleri ile de ordunun temel gücü haline kendisini mutlak anlamda getirecektir. Doğru bir anlayış düzeyinin yakalanmaması durumunda, erkekte dönüşme ve gelişme zemininin yaratılamayacağı görülmek durumundadır. Anlayışsızlığın ve geriliğin kendisini hakim kıldığı yerde de orduyu yapılandırma değil, daha da bozma ve dağıtma gerçekliği kendini hakim kılar. Kadın partiyi sahiplenme, parti çalışmalarına katılımı esas alma yaklaşımı içinde olurken, ordu gerçekliğine yaklaşımda, erkeği üst görme anlayışını aşma temelinde olmalıdır. Mücadelenin karakteri ve ideolojinin gereği, kadın ordu çalışmalarına büyük bir önemle yaklaşıldığı gibi, genel ordulaşmanın derinlik kazanması açısından da orduyu salt erkeğe mal etmemek gerekmektedir. Bu anlamda kadının mevcut çalışmalar içerisinde, öz kimliğini daha da kazanması, onun düzeyini yaratabilmesi ve özgürlük hareketiyle katkısını böylece koyabilmesi açısından, bu tarz bir katılım çok önemli olacaktır.
 

Komuta Anlayışı
 

"Ordular komutanlarıyla nitelik kazanır". Bir ordunun ordu olabilmesi için, ordu disiplininin, düzeyinin yanında komutasının da güçlü olması temel özelliklerden birisidir. Bir ordunun niteliğinin anlaşılabilmesi için, komutanın niteliğinin güçlülüğüne bakmak gerekmektedir.Komuta sorunu kadın açısından en alttan en üstte kadar, mevcut ordulaşma sisteminin geliştirilmesinde temel bir yaklaşım olarak ele alınmak zorundadır. Kadın ordulaşmasının profesyonelliği esas aldığı bu süreçte, komuta ölçülerinin kadın açısından daha net ortaya konulması ve yeni ölçüler temelinde komuta yetiştirilmesi oldukça büyük önem taşımaktadır. Kadının orduda, komutanlaşmada öncelikle askerlik bilimi üzerinde durarak, yoğunlaşarak çok yönlü bir tarzda kendini geliştirmesi, ideolojik donanımın yanı sıra askerliğin tüm sırlarını öğrenmesi, pratik ve teoriyi birleştirerek kendisini profesyonel bir tarzda eğitmesi gerekli ve zorunlu bir durumdur. Bu anlamda eski komutandaki tecrübe düzeyinin gelişkin bir eğitim anlayışıyla beslenmesi, bu temelde kadın özgürlük ölçülerine dayalı, bulunduğu yerde kendi yapısını da eğitebilen bir komutan kişiliğinin oluşturulması gerekmektedir.Savaşta ve ordu içinde insan yönetimi ciddi kişilik ister. Her an her göreve hazır yönetim gücü olmayı amaçlayan ve bunun için hiçbir engel tanımayan kişilik ister. Başkan Apo "Doğada bile çekirdek biraz olgunlaştı mı, ikiye üçe bölünür. Gelişmenin, büyümenin süresi vardır. Bu gerillamız için de geçerlidir. Bir bebek dokuz ay sonrasında doğar, bir bitkinin süresi bellidir; tohum yere atılır, çimlenir, filizlenir, başak olması süreyle olur. Bu gerilla için de geçerlidir. Eğer özü sağlamış, doğuşu sağlıklıysa bunlar bizde gerçekten doğumdur, olumlu tarzdadır, geriye filizlenme ve başak olma kalır. Bizde toprağa düşme, filizlenme vardır, fakat başak olma yoktur. Sıra başak olmaya geldi mi, sanki kuru bir rüzgar bizi vuruyor, o başak daha tane haline gelmeden çürüyor. Elimizdeki savaşçıların ve olanakların kurumaya terk edilmemesi için sulamanın yapılması gerekir ki, bunu da komutanlar, önderler yapar. Hepsini başak, yani biri on, biri yüz yapar konuma getirir. İşte yapılmayan budur" şeklinde ifadelendirir.
 

Eğitim Anlayışı
 

"Eğitimde Ter dökmeyen savaşta kan döker". Eğitim insanın kendini tanıması, terbiye etmesi anlamına gelir. Her sınıfın ve sistemin kendi devamlılığını sağlayabilmesi için, oluşturduğu kendi çıkarlarına denk eğitim sistemleri vardır. Egemenler şimdiye kadar var olan bu eğitim sistemleri içinde, ezilenlere göre daha örgütlü, daha fazla merkezileşmeyi yaratmış olanlardır. Merkezileşmeyi ve örgütlenmeyi yaratabilmek için eğitim araçlarına ihtiyaç vardır. Bu eğitim araçlarına sahip oldukları için, daha örgütlü kesim olurlar. Ezilenleri ise sürekli olarak güdüsel araçlarla terbiye etmeye, eğitmeye çalışırlar. Düşünsel eğitimden çok, güdüsel eğitimin olması sosyal kültürel anlamda gelişim yaratılmasını engeller. Böylelikle ezilenler, tarihte her zaman için en örgütsüz kesimler olurlar.
 

Geleceğin sistemini yaratmaya çalışanların da, kendilerine has eğitim sistemlerinin olması zorunluluğu vardır. Geleceğin toplumunu yaratmak isteyenler, o toplumun insanını da yaratmak zorundadırlar. Çünkü geleceği kazanmak, ancak yaratılmaya çalışılan yeni toplumun ölçülerini insanlarda egemen kılmakla, yani yeni ideolojiyi insanda süreklileştirmekle mümkündür.
İçinde bulunduğumuz çağda da sosyalist eğitim tarzıyla, kapitalist eğitim tarzı arasında savaş vardır. Çağımızın savaşımı silahlarla, tanklarla, toplarla yürütülen bir savaşım değildir. Çağımızın savaşımı, daha çok eğitim tarzları arasında yürütülen savaşım tarzıdır. Kürdistan'da yürütülen savaşım, PKK'nin eğitim tarzıyla erkek egemenlikli sistemin yürüttüğü eğitim tarzı arasındaki savaştır. Bir yandan sistemin yürüttüğü eğitimle insani değerlerden koparmak, özüyle ilişkisiz kılmak, kendine yabancılaştırmak, inançsız, bireyci kişilikler yaratmak varken, diğer yandan yürütülen sosyalist eğitimle insanı kendine tanıtan, kendi özüyle ilişkilendiren, başarıya ve insana inanç artıran, değerlerle buluşturan bir eğitim tarzı vardır.Sosyalist eğitimde egemen eğitim tarzından farklı olan en temel yön, eğitimin sadece dört duvarla sınırlı olmayıp, yaşamın bir bütünen eğitim olarak ele alınmasıdır. Özgür iradeli, sorgulayan, yargılayan ve alternatifini yaratan, düşünce üreten bireyler yaratılmaya çalışılır. Bu eğitim tarzı sadece yıkıp yargılamaz, yıkarken yaratır. Bireylerin kendi sınıf ve geri cins eğilimlerini yaşamalarına izin vermezken, bunu bastırma yoluyla değil de, bireyin yaşadıklarının çirkin olduğunu hissettirerek yapar. Aslında diğer eğitim tarzlarından en temel farkı da budur. Sosyalist eğitimin tarihsel süreçler içerisinde uygulanan tüm eğitimlerden farkı, eğitim yoluyla insanda vicdanı ve bağımsız bir ruhu yaratmadır. Giderek bireyde yaratılan bu vicdan, tüm toplumun vicdanına dönüştürülmektedir. Tabii ki tüm bu anlatılanların oturtulabilmesi uygun zeminler üzerinde olur. Uygun zemin ve eğitime ilgi duyan eğitimin kendisi için, ihtiyaç olduğunu düşünenlerle bu eğitim tarzı başarıya ulaşabilir.
 

Sosyalist ideolojiyle yürütülen parti ve kadın özgürlük ordusu yapısı gereği, gelişimini eğitime dayandırma ve düzeyi de biraz buna göre ortaya çıkarma geçmişte temel bir yaklaşım iken, günümüz koşullarında ve gelecekte de böyle olmak zorundadır. Eğitimin gerçekleştirilmediği yerlerde ve ağır savaş koşullarında, sadece geriliğin, geri anlayışların kendisini yaşatmasının ötesinde bir durum yaşanmamaktadır. Bu nedenle özellikle kadın açısından değerlendirdiğimizde, eğitim ihtiyacı daha ileri düzeyde söz konusudur. Hem toplumsal yapılanmadan kaynaklı olarak, hem de mücadelenin yarattığı eğitim ihtiyacından dolayı, eğitimi süreklileştirmek esastır. Bu anlamda özellikle ordulaşma çalışmalarına yeni bir ivme kazandırırken, hem profesyonel ordu anlayışı temelinde, hem de bunun kişiliklerinin ve yaşam düzeyinin geliştirilmesi açısından, özgün eğitim çalışmalarına önem verilmesi ve süreklileştirilmesi, kadın açısından kimlik kazanma ve irade olabilmek yaşamsal öneme sahiptir. Ordu bünyesinde kadının kendini geliştirmesi ve özgür kadın kişiliğine bu temelde ulaşabilmesi açısından, özgün eğitimlerin daha güçlü bir sisteme kavuşturularak, hem askeri hem ideolojik anlamda kapsamlı ve derinlikli verilmesi gerekir.
 

Otorite Anlayışı

"Gerçek Egemenlik; İnsanlar üzerinde kurulan değil, yürekler üzerinde kurulandır" (Şeyh Bedrettin). Otoritenin kaynağı, meşru temeli hizmetle ölçülür. Ne kadar insanlık yararına hizmet ediyorsan, o kadar meşruluğun vardır. Hizmetten uzak, kendini dayatan otorite anlayışı, gayrı meşrulaşır ve kabul görmez. Bunun için gayrı meşru duruma düşmemek açısından, otoritenin insana hizmetle yaratıcı ve geliştirici bağlantısını görerek değerlendirmek gerekir. Orduda otorite anlayışı daha kalıcı ve özlü militanı ortaya çıkaracak, davranışlarla ölçü kazandıracak, iradesel gelişime ket vurmayacak düzeyde olmalıdır. Otorite bastırma yöntemiyle sağlanamaz. Otoriteyi geliştirirken ve de kullanırken, tamamen insanın gelişimi ve özü esas alınmalı, gelişme imkanı verilmelidir. Otoriteler ihtiyaç sonucu doğar. Aslında kadın ordulaşmasında otorite anlayışı incelenirken, onun bireyde kişilik anlamında yarattıkları, bireye kazandırdıkları üzerinde durulmalı ve toplum, birey gerçekliği içerisinde durum ele alınmalıdır. Özgürlük ordusunun otorite anlayışı, sosyalist otorite anlayışıdır. Sosyalist otorite bireyi iradeleştirebilen, onun kendi duygu ve düşüncelerini ifade etmesini sağlayacak diyalogu yaratabilen, doğruların hakkını verebilen, birey gerçekliğini açığa çıkaran bir otoritedir. İnsanın özgünlüğüyle doğruları buluşturabilmek, incelikli bir otorite anlayışını gerektirir. Doğal otorite olmak, yüreklerde insanları kazanmakla mümkündür. Bu otorite en sürekli ve kalıcı olanıdır. Böyle bir otorite olmak da, insana sıradan ve basit yaklaşmamakla gerçekleşir. İnsana değer verdiğini hissettirmekle, çirkinlikleriyle savaşıp yok ederken, güzelliklerini de geliştiren bir tarzla otorite sağlanır. Peki bizler nasıl otorite olmaya çalışıyoruz?Uç yaklaşımlar ve çelişkiler iç içe yaşanıyor. Ya insanı anlama ve kazanma adına, onun kendi eğilimlerini yaşatmasına izin veren bir tarzla otorite olma -otoritesizlik- ya da kendi gücünü, otoritesini hissettirebilmek için oldukça kaba, bastırmacı, üstten, kadının özünden uzak davranışlar içerisine girme yaşanır. Özünde iki yaklaşım da, kaynağını otorite olamamaktan ve otorite olmaya yabancılıktan alıyor.
 

Kadın ordulaşmasının otorite yaklaşımı ise yaratıcı, gizli kalmış potansiyel enerjiyi de açığa çıkaran otoritedir. Bireyi ayağa kaldırmak esas alınır. Gerçek otorite hiç hissettirmeksizin olur. Tıpkı bir senfoniyi yönlendirmeye benzer, orduyu yönlendirmek. Nasıl bir senfonide tuşlardan birine yanlış basılması, müzik aletlerinden birisinin bile doğru notayı çıkarmaması kötü bir ses çıkmasına neden olursa, orduda da uygulanan en ufak yanılgılı yaklaşım tehlikeli sonuçlara yol açar, hatta önemli kayıplara neden olur. Kadın ordulaşmasında komuta düzeyinde görev alan bir arkadaşla yaptığımız tartışmada bakalım otoriteyi nasıl ele alıyor: "Doğal olalım, tam anlamıyla istediğimiz doğallık olsun diye yaklaşırsak, siyasi ortamımızda tam doğallık zemini bulunamaz. Bizim doğallık anlayışımız yanılgılı. Kendi kişiliğini siyasal ortamın ölçülerine vurmama yaşanıyor. Doğallık adı altında yaşanan ölçüsüzlük oluyor kimi zaman. Oysa ki doğallık kendi özünü çalışma, yönetme tarzını yaratmadır. Orduda hakim olma, otorite olma oldukça önemli. Bir şeye yakınlaşma, tamamen kendini yatırma sağlanırsa, hakimiyet gelişecektir. Mevcut birikimi değerlendirebilme, pratikleştirme gücü, bilgi, kendini derinleştirme istemi varsa hakimiyet, otorite gelişir. Fakat bu olmadı mı, sadece sorumluluğa dayalı hakimiyet ve otorite sağlanmaya çalışılınca kaba, bastırmacı, erkek tarzı ortaya çıkar. Yaşanılan doğallık da siyasi ve politik değilse, insanı zorlar. Toplumdaki doğallık ölçüsü ortamımızda kabul görmüyor."
 

Özgürlük Anlayışı

"Özgürlük tek kurtuluş dinidir, en büyük Özgürlük Önderliktir" (Abdullah Öcalan).  Kadının özgürlük ordusunun temel amacı; özgür kadın ve erkeği yaratarak, özgür yaşam projesini gerçekleştirmektir. Bu ordunun temel faktörlerinden biri de, bireyi kendine tanıtmaktır. Bireyin kendini tanımaya başlaması kimlik kazanmasıyla sağlanır ve insan kendini tanımaya başladıkça özgürleşir. Özgürlük, bireyin kendi kuralları, disiplini içinde gelişme, değişme yoluna koyulmasıdır. Özgürlüğün zorunlulukların ayırdına varmak olduğunun bilincine ulaşmak, gerçeği bulmak özgürleşmeyi yaratır. Özgürlük sorumluluk gerektirir ve insanın yetkinleşme arayışının sonucudur.Halkların, sınıfların ve cinslerin eşitlik-özgürlük projesi temelinde bir Demokratik Cumhuriyet projesini yaşamsallaştırma mücadelesini verirken, özgürlük anlayışına sahip olmak bir zorunluluktur. Özgürleşme amacını taşıyan bir örgütlenme, ezenin şiddeti karşısında edilgen kalamaz. Ezenin şiddeti karşısında edilgen kalmak, köleleşmeyi derinleştirir. Bu yüzden ezilenler özgürleşme mücadelelerine girebilmek için, öncelikle ezilen gerçekliğini kabul etmelidirler. Çünkü ezilenlerin davranışı belirlenmiş davranıştır. Ezenin ilkelerini içselleştiren ezilenler, kendilerinin ezilen olduğunun bilincinde değildirler. Tüm bu nedenlerden dolayı, ezilenler özgürlükten korkarlar. İnsanlar özgürlük konularını nadir olarak kabul ederler ve kendilerine bile bunu itiraf etmede zorlanırlar. Bu da bilinçsizce kendi köleliklerini kamufle etme eğilimine götürür. Esasında yaşadıkları özgürlükle yanılsamasından başka bir şey değildir. Özgürleşme bu yüzden ezilenler için oldukça sabır ve inat gerektiren bir mücadele yöntemini gerekli kılar. Bu mücadelenin amacı, ezenlerini özgürleştirmektir de. Yani kadın ordu gücü hem kendini hem de erkek cinsini özgürleştirmekle yükümlüdür. Ancak özgürleştirmeyi gerçekleştirmek amacıyla, ezilenler arasında birlik sağlamak üzere bir uğraşıya gitmek zorunluluktur. En temel amaç da bu birliği sağlayabilmek için, özgürlük tutkusunu geliştirmek ve yaşam gücüne dönüştürmektir. Özgür yaşam şansına da ancak bu mücadeleyle ulaşılır. Dolayısıyla, kadın özgürlük ordusunun militanı demek, toplumu özgürleştirme gücünü kendinde gören militan olmaktır. Bu gerçekliğin bilincinde olmamak ve yanılsama içinde olmak, kadın için en tehlikeli olandır. Çünkü özgürleşme, kendi yaşamını ve yanıltmadan gerçeklerle yaşayabilmesini başarabilmesidir. Özgür olmayı seçmek ve bu seçime göre olabilmek de bir irade meselesidir.
 

Politik Anlayış

"Politika fitne-fesat değildir. Yüreği olmayanlar politika yapamazlar" (Abdullah Öcalan). Politika anlayışının temelinde sosyalist öğretim ilkelerini, bu kadar yayılmış egemen politikalar karşısında bir politik güce dönüştürmek vardır. Politik bir güç haline gelmek, bütün faaliyetlerin özünü oluşturur. Askeri faaliyetlerin de özü, politik güç olmaktan geçer. Politikanın en temel ilkesi ise yüzeysel olmamak, olaylara, olgulara genel-geçer doğrularla sıradan yaklaşmamaktır.Çünkü erkek egemenlikli dünyada, politikalar erkek karakterine göre belirlenir ve bu karaktere göre yürütülür. Bu yüzden erkek egemenlikli sisteme karşı amansız bir mücadele vermek gerekir. Bu mücadeleyi yürütürken, uygulanması gereken politika anlayışında söz-dil çok önemli bir fonksiyona sahipken, asla tek başına yeterli değildir. Söz ve dili besleyen bir örgüt ve taktik gücüne mutlaka sahip olunmak durumundadır. Çünkü erkek egemenlikli dünyaya karşı mücadele, onu baskı altına alıp açığa çıkarma ancak tüm bunların birleşimiyle söz konusu olabilir.
Dilin politika yürütmede fonksiyonu nedir? Dil gücüyle salt doğruları ifadelendirmek, egemenler açısından fazla bir anlam ifade etmez. Belki de sadece, kendini ortaya koyma anlamına gelebilir. Ancak karşı tarafa etkide bulunma, çatışma veya kazanma açısından etki gücü yoktur. Fakat dilin, örgüt gücüne ulaşmada temel araç olduğunu görmek gerekir.
 

O halde dil ve düşüncede politik bir düzeyi oluşturmak ve bunu örgüt kanalına akıtmak gereklidir. Elbette tüm bunlara yön veren, ana kaynak ideolojidir. İdeolojiden bağımsız bir dil, düşünce, politika erkek egemenliğine hizmet eder ya da onun ağlarından kurtulamaz. Kadın eksenli bir ideoloji, kendine uygun kadın eksenli politikalar geliştirmekle karşı karşıyadır.
Özgürlük çizgisinin yoğunluğunu yaşamak, ideolojik doğrultuyu yetkince ele almak, onu politikaya ustaca uygulamak, genel ideolojik doğrularla politik esnekliği birbirine karıştırmamak, ideolojik katılım, politik esneklik anlayışını yaratıcı bir biçimde yerine getirmek, başarıya ulaşmak için gereklidir. Bütün çalışmaların başında, ideolojik-politik çalışmanın doğru bir şekilde ele alınması gelir. Bu, askeri çalışmalar için de geçerlidir. Bunu göz ardı eden bir çalışma sahası, her şeyi günübirlik, sıradan ele alır ve uygulanması gereken uzun vadeli taktik adımları günlük çıkarlar içinde boğar ve uzun vadeli gelişimi engeller. Salt genel doğruları bilerek ve sürekli bu doğruları tekrarlayarak politika yapılamaz. Bunu yapmak, tam tersine politikleşmemenin ifadesi olur. Bu, ideolojik çalışmayla politik çalışmayı birbirine karıştırmak anlamını taşır. Ne ilkelerden politika uğruna vazgeçilmeli, ne de ilkeler katı olarak ele alınıp, politikada da erkekliğe izin vermeden, katı uygulamak tarzında yaklaşım sergilenmelidir.Dolayısıyla ideolojik ve politik bir hareket içinde yer alan her birey, kendini donatmalıdır. Hem içte hem de dışta politik temsilin esas olduğu, politik temel gücü yetkinleştirmek olduğu unutulmamalıdır.Politikanın en yalın ifadesi, amaçta net olmak ve örgütlülük düzeyinin bu amaca denk bir örgütlülük düzeyine sahip olmasıdır. Güçlü bir hitaba sahip olmak, örgütün amacını, ilkelerini, politikayı, programını hakim kılabilecek düzeyde olmak şarttır ve politikanın duygularla yürütülemeyeceğini görmek, kadın açısından en temel yandır. Politikalar güçlülüklerini, düşüncenin güçlülüğünden zorlar.

İlişki Anlayışı
 

"Karşınızdaki kişinin Özgürlük düzeyini göz önüne getirmeden içine girilen her ilişki köleliktir" (Abdullah Öcalan). Hem eski hem yeni, aynı anda yaşanamaz. Devrim süreçlerinde hem eski hem yeninin sürekli çatışması vardır ve yeninin güçlü temsilinin yapılması eskinin güçlü aşılmasına bağlıdır. Yeni ilişkilere tamamen açık olmak, bütün eski ilişkileri, bağımlılıkları aşmakla sağlanır.
Devrimsel mücadele bir anlamda eski ilişki ağlarının yıkılıp, yeni ilişki anlayışlarının yaratılmasıdır. Eski ilişki anlayışı bağımlılaştıran, bağımlılaşan, teslim alan, teslim olan tarzında yaklaşımları aşmayan ilişki anlayışıdır. Sosyalist ilişki anlayışı ise tüm bağımlılıkları, efendilikleri, kölelikleri ortadan kaldıran, insanı iradeleştiren ilişki anlayışıdır. Bu konuda kadının, hem kadınla hem de erkek cinsiyle geliştirdiği ilişki oldukça önemlidir. Tabii ki başkalarıyla doğru ilişkilenebilmek, bireyin öncelikle kendisiyle doğru ilişkilenebilmesinden geçer.Kendisiyle doğru ilişkilenebilen insan, karşısındakine de kendisiyle nasıl ilişkileneceğini öğretir. Bu nedenle bireyin kendinde yarattığı ölçüler belirleyicidir. Kadının kadınla ilişkisinde de eleştiren, sorgulayan, yaşamı, insanı ve toplumu birbirine tanıtan, geliştiren, birbirini seven bir ilişki anlayışı oturtulmaya çalışılır. Kadının erkekle doğru ilişkilenmesi de devrimciliğin temel ölçütlerindendir. Bir insanın ilişki anlayışı, ilişkilendiği insanlarla olan düzeyi kendi kişiliğini ele verir. Çünkü genelde insanlar kendi sınıf eğilimlerine, yaşam anlayışlarına uygun insanlarla ilişkilenirler. Kadın-erkek ilişkilerinde de ölçüyü tutturmak, devrimciliğin ölçütüdür. Bu ilişki tarzında ölçüyü tutturamayanların sosyalistliği, devrimciliği eksik kalır.Köleleştirici tarzlara imkan vermeyen, güçten düşürücü ilişki yerine güçlü, geliştirici ilişkilere ağırlık veren bireysel, küçük amaçlı yaşam tarzından vazgeçen ilişkiler kabul edilebilecek ilişkilerdir. Yalnız hazırdan ilişkileri, ikili ilişkileri esas almak değil, genelleşen ilişkilerle örgütlü güç haline gelinebilir. Yoldaşlık ilişkisi, partimizin diğer örgütlerden en farklı yanıdır. Bir örgütte ilişkilerin güçlülüğü, o örgütü ayakta tutan yer olur. Bizi uzun vadeli amaçlarımıza ulaştıracak en temel ilişki, biçimi yoldaşlık ilişkinin sağlamlılığıdır. Yoldaşlık özelliği fazla derin olmayan, örgütlülük anlamında fazla derinlik arz etmeyen ilişkiler ise amaca ulaşmada engeldirler. Savaşın, ordulaşmanın özünü insanla ilişkilenme tarzı oluşturur. Partide tüm sorunların çözüm merkezine insan ve insanla ilişki konulur. Her şeyin temelinde ilişki vardır. Başkan Apo, doğru ilişki anlayışını şu sözleriyle dile getirir: "Size daha önce belirttiğim doğru sevgi tarzı -buna ilkeli ve amaçlı sevgi de denebilir- her şeye yönelik olmalıdır. Kavgalı olduklarına bile acı vermeyen bir ilişki ahlaki olarak çok gerekli. Acı verme konusunda herkes kendini gözden geçirmeli ve kişiliğinde tam bir devrim yapmalı. Her hareketin ne kadar acı ve sevgiye yol açtığını bilen bir ahlaki görüşünüz olmalı. Tabii ikisi de ilişkilere adaletli, hakkını veren yaklaşımla mümkündür."
 

Kadın Ordulaşmasının Karakteri
 

Sınıflı toplum uygarlıkları boyunca açığa çıkan orduların, erkek karakterli ordular olduğunu daha önceki bölümlerimizde kapsamlı olarak ele aldık. Şimdi de hem siyasetin en yoğunlaşmış ifadesi olan savaş ve onun aracı olan ordu gerçekliğinde, çok katı egemen, sömüren, bir yaklaşımı açığa çıkaran erkek egemenlikli sisteme karşı alternatif bir bakış açısını ve karakteri yaratmak açısından, hem de egemen sistemin katılığını kurma ve kadının özgücünü, öz karakterini ordulaşmaya yansıtma gerçeği açısından -kadın ordulaşmasının karakterini- açımlamaya çalışacağız. Kadın cinsinin kurtuluşu, kadının kendi cins gerçekliği, öz karakteri temelinde ideolojik, siyasal ve askeri anlamdaki örgütlemesini, yani ordulaşmasını sağlamasıyla mümkün olacaktır.
Bunun karşısında alternatif olan kadın ordulaşması ise, sosyalist karakterli bir örgütlenme modeline sahiptir. Kadın karakterli ordu, eşitsizliğin kaynağını ortadan kaldıran, özgürlükçü anlayışa sahiptir. Kadın karakterli orduların açığa çıkışı ve amacı, orduların ortaya çıkış nedenlerini ortadan kaldırmalıdır. Kadının karakteri yarattığı örgütlenmelerin karakterine de yansır. Karakteri, özü gereği demokratik, sosyalist ve barışçıl olan kadının ordu karakteri de, demokratik, sosyalist, özgürlükçü amaçlara hizmet eder. Erkek karakterli ordularda şiddet, amaçsızca ve çığırından çıkan bir konumda kullanılırken, bunu ideolojiden koparma gibi bir durumla da karşılaşılır. Kadının kullandığı şiddet, amaçlarla bağlantılı ve bunu sosyalist ideolojiyle ilişkilendiren bir karaktere sahiptir. Saldırı karakterine sahip olmaktan çok, meşru savunma karakterli olan ordulardır. Savunma karakterli olması, pasif olduğu anlamına gelmez. Savunmasıyla karşı şiddet uygulamazken, yaşamı, özgürlüğü, ütopyaları tehlikelerle karşı karşıya kaldığında, kimliği yok edilmeye çalışıldığında, saldırılarla karşılaşıldığında ise en güçlü tepkiyi gösteren bir özgürlükçü karakter anlamını taşır.
 

Kadın Ordusunda Cins Savaşımı
 

"Cins savaşını çözemezsek, savaşı çözemeyiz ve çözmedikçe de başarıya ulaşamayız" (Abdullah Öcalan). İnsanlığın tanık olduğu ilk çelişki cins çelişkisidir. Cins çelişkisi diğer çelişkilerin tümünün ana kaynağıdır. Sınıf çelişkisi de, ulus çelişkisi de ancak cins çelişkisi içinde çözümlenebilir, en bilimsel olanı budur. Mesela sınıf çelişkisini cins çelişkisi içinde çözebiliriz ancak, cins çelişkisini sınıf çelişkisi içinde çözümleyemeyiz. Çünkü cins çelişkisinin kendisi, en temel ve köklü çelişkidir. En köklü olan bu çelişkiyi çözümlemeden, diğer çelişkileri çözmek mümkün değildir. Aynı zamanda, bu çelişki ertelenemez bir çelişkidir. Her an, her gün yaşanan bir çelişki olduğundan reddi, yaşamın reddi anlamını taşır. Yaşam reddedilemeyeceğine, ertelenemeyeceğine göre, bu çelişki de reddedilemez ve ertelenemez. Diyelim ki, bu çelişkiyi erteledik. Ulusal ve sınıfsal sorun çözüldükten sonra ele alalım dersek, peki ya o zamana kadar ne olacaktır? Örneğin sınıf çelişkisi, ekonomik çelişkinin siyasal çelişkiye dönüşmesi, ideolojik nitelik kazanmasıdır. Ulusal çelişki, ağırlıklı ekonomiden de ziyade, tümüyle siyasal bir çelişkidir. Bu siyasal çelişkinin kendini ideolojik olarak, kültürel olarak ifadelendirmesidir. Peki ulusal ve sınıfsal çelişki çözüldü mü, cins çelişkisi çözülebilir mi? Diyelim ki ulus, sınıf ve siyasal sömürüsünü çözdük. Bu cins sömürüsünün ortadan kaldırılmasını, çözülmesini getirir mi? Elbette ki hayır! Çünkü bu çelişki öyle bir çelişkidir ki, ekonomik ve siyasal boyutun çok çok ötesinde bir çelişkidir. Diğer çelişkilerin temelindedir. Çelişkiyi gerçekten köklü çözmek istiyorsak, o zaman şu gerçekliği göz ardı edemeyiz: Çelişkinin köklü çözümü, hiçbir sömürü biçimine yer verilmeyecek şekilde sömürünün ortadan kaldırılmasıdır. O zaman sömürünün en köklüsü, en kalıcısı da cins sömürüsü olduğuna göre, önce bunun çözümlenmesi gerekir ki, diğer çelişkiler de sağlıklı çözümlensin. Bir sosyalist ideolojiye sahip ordunun çözmesi gereken çelişki, öncelikle cins çelişkisinin yaratıldığı erkek egemenlikli sistemin zeminini ortadan kaldırmaktır. Cins mücadelesi köklü bir sınıf mücadelesidir. Özünde cins mücadelesi, en eski sınıf mücadelesi olarak da değerlendirilebilir. Cins çelişkisi kalıcı ve en köklü çelişki olduğundan ne bastırılabilir, ne de uzlaştırılabilir. Bu çelişki ne kadar ertelenmeye çalışılırsa, dipten daha hızlı ve kendini daha güçlü bir biçimde yüzeye vurarak yansıtır. 21. yüzyılda, egemen güçler tarafından uzlaştırılmaya çalışılan tüm çelişkiler gibi, cins çelişkisi de uzlaştırılmaya çalışılır. Oysa ki cins çelişkisi antogonist (uzlaşmaz) bir çelişkidir.Yine ordu kurumlaşmasına yönelik olarak da, bu çalışma alanın özgünlüğünden kaynaklı, 'kadın-erkek fark etmez, asker askerdir' yaklaşımlarıyla sık sık karşılaşırız. Her ne kadar özgünlüklere sahip olan bir örgütlenme olsa da, bu ordu örgütlülüğü içinde cins olgusu yadsınamaz. Bu yaşam gerçekliğinin yadsınması anlamını taşır. Kadın ordu çalışmaları, Başkan Apo ve partinin gerçekleştirdiği oldukça anlam yüklü çalışmalardır. Ordu içinde neden böylesi bir örgütlülüğe gidildiği anlaşılmak durumundadır. Kadın ordulaşması derken, salt kadın cinsinin özgürleşme sorunlarıyla uğraşma yoktur. Böyle bir ordu örgütlenmesi, PKK'nin özünü ve kadına verdiği anlamı, yine diğer devrimlerden farkını gösterir. Bu çalışma, PKK'nin yarattığı bir gerçeklik olarak açığa çıkar ve bu anlamda PKK'nin özünü temsil eder. Kadın Kurtuluş İdeolojisi'yle PKK ideolojisinin bütünselliği, ordu örgütlenmeleri için de geçerlidir. Kopuk değil, kendi rengiyle katılımı esas alan bir örgütlenme biçimidir. ARGK-HPG içinde pratikteki örgütlenme düzeyiyle dönüştürme, geliştirme niteliğine sahip olan ordu örgütlenmesi, kadında öz gücün açığa çıkarılması için en temel özgürlük zeminidir. Kadın için toplumsal, siyasal, askeri ve kültürel anlamda, kendini ifade etmenin zemini olan ordu çalışmaları bir kol örgütlenmesinden ziyade, tüm örgütlenmeleri içine alan örgütlenme biçimidir.
 

İktidar Anlayışı
 

"İktidarlaşmayan Kadın Esirdir" (Abdullah Öcalan). İktidar en kaba ve bilinen tanımıyla güç olmak demektir. Niçin güç olmak istendiğine verilen yanıt da kişinin, sınıfın veya ideolojinin rengini ortaya koyar.Çünkü her sınıfın, her ideolojinin kendine göre olan bir iktidar anlayışı vardır. Genelde iktidar kavramı, egemen olma kültüründen kaynaklıdır. Kadın ve iktidar anlayışından bahsederken, içinde egemenliğin olmadığı anlayışından bahsedilir. Ancak, geri kişilik gerçeklikleri iktidar adına çok sahte, çarpık anlayışları doğurabilmektedir. Gerçekte iktidar yerine bilgi, bilinç, ahlak, egemenlikli olmayan ilişkiden bahsedilir. Kadının iktidar anlayışına yaklaşımında insana hizmet etmek, insanı esas almak vardır. İnsanın özüne, insanın gerçeğine saygı duyan bir anlayış vardır.Kadın ve iktidar olgusu, birbirine yabancı iki olgudur. Çünkü tarih boyunca kadın ve insan sömürüsünde iktidar olgusu temelinde egemenlikli sistem kendini inşa etmiştir. Kadın bu anlamda iktidardan uzak tutulur. İktidar olmanın tüm araçları erkeğin eline verilir. Kadının orduda yer alması veya askerleşme, ordulaşma anlamında güç olması, iktidara dayalı sisteme ortak olma değil, yeni yaşam ilke ve ölçülerine göre inşa mücadelesi yürütme anlamını taşır. Ezilen kesimlerin veya azınlıkların zihniyette ve ahlakta belli bir düzeye gelmeden, özgürlük, eşitlik ve yaşamın ortak yürütülmesi ve yönetilmesi talebinde bulunması da imkansızdır.Bir kadın için öncelikle eşitsizliğin ve özgürlüksüzlüğün kaynağını ortadan kaldırarak mücadele etmek, zihniyette ve ahlakta devrim yaparak güç olmak gerekir. Kadının kendi gücüyle, kendi rengiyle, kendi bakış açısıyla, kendi düşüncesiyle katıldığı iktidar yoktur. Bu anlamda iktidarlaşmayı değiştirmek, kadın eksenli ideolojiyi ve yaşamı yaşamın temeline oturtmayı amaçlayan kadın ordu çalışmaları, oldukça önemli ve cesaretli adım atılması anlamını taşır.Sosyalist ideolojiye sahip bir parti ve amaçlara ulaşmak için savaş yürüten bir orduda olmak, kendini ifade edebilme, kendini gerçekleştirme, kendini anlama ve bulabilme, güç olabilme zemininde olmak anlamına gelir. Toplumun her alanına sosyalist özü taşırabilme, bu gerçekliği yönetme-yürütme, iktidar gerçeğine taşırma önemli görevlerdendir. Sosyalist özün taşırılması derken, kadının özü ve sadece kadınla sınırlı değil, bir erkek için de geçerli ölçülerin taşırılması kastedilmektedir.Bir cins olarak, toplumda kadınların ezilmesi sonucunu doğuran kurumsal, kültürel düzenlemeler ve uygulamalar genel olarak kullanıldığında, bu erkek iktidarı anlamına gelir. Kadın savaşı da, bu kurumsal ve kültürel düzenlemelere karşı kadının yaşam ve yönetim sisteminin oluşturulması anlamını taşır.

 

KADIN ORDULAŞMASININ AMAÇLARI
 

Şimdiye kadar açığa çıkan erkek karakterli ordu gerçeğine karşı sistem değişiminde kadın ordulaşması, oldukça önemli bir role sahiptir. Ordunun karakter değişimi, ancak kadının ordu çalışmalarına kendi bakış açısı ve cins kimliğiyle katılımıyla mümkündür. Kadın ordulaşması çalışmaları "salt orduda kadın olsun" amacıyla gerçekleşmez, daha derinlikli ve köklü amaçlara dayanır. Özünde sistem değişimi amaçlanır. Orduda kadınla yaratılan sistem, genel bir sistem anlayışı haline getirilmeye çalışılır. Ordunun karakter değişimi, sistemin karakter değişimi anlamına gelir. Kadın ordu çalışmaları ideolojik yönüyle, kadın bakış açısıyla, erkek egemenlikli sisteme karşı açılan savaşımın yürütüldüğü çalışmalardır. PKK bünyesinde gelişen kadın ordulaşması, dört bin yıl öncesinden şekillenen egemen erkek karakterli ordu mantığına en büyük eleştiridir. Aynı zamanda pratikte var olan ordu gerçekliğine, pratik alternatif bir ordu niteliğindedir. Bu yönleriyle kadın ordulaşması, sadece dar bir askeri yaklaşımla kadının silahlı savaşıma katılımı olarak ele alınamaz. Kadının ordu örgütlenmesi, eşitsizliğin nedenini ortadan kaldırma ve özgürleşme örgütlenmesidir. Dolayısıyla kadın ordulaşmasından anlaşılması gereken ideolojik, siyasal, kültürel, politik günlük yaşamda yarattığı değişikliklerdir. Erkek egemenliğinin Ortaçağ kalıntısı sayılan feodalizm, Kürt toplumunun en küçük hücrelerine kadar yer etmiştir. Kürt kadınının bunu aşıp, örgüt gücüne ulaşabilmesi Kürt toplumundaki dönüşüm düzeyinin en çarpıcı ifadesi olur. Kadının ordulaşması bunun ilk örneği ve adımıdır. Kürt toplumsal gerçeğinde ülke ve toprak gerçeğinden koparılma, köksüzlük, Kürt insanında yaşanan köleliğin temellerinden birini oluşturur. Bu anlamda, ordulaşmanın Kürt insanında en derinlerde açığa çıkardığı özelliklerden birisi de; yurtseverlik ve toprağa bağlılıktır. Kürt kadını yaşam koşulları nedeniyle toprağından kopmadıysa da, emeğinin sömürüye uğramasının da önüne geçememiştir. Bu nedenle, kadın ordulaşmasının yurtseverlik özüne dayalı olarak kadında gerçekleştirdiği toprakla bütünleşme, aynı zamanda Kürt toplumunun özgürlüğü yakalamasında temel yönlerden biri olur. Bu beraberinde doğaya ve insana bakış açısında üretici ve koruyucu bir düzeyi de yaratır. Kadın ordulaşması kuruluş itibariyle birçok amaca hizmet eder. Bu amaçları tek tek ele alarak inceleyeceğiz.
 

1- Kadın Ordulaşması Cins Olarak Kadının Kendini Yeniden Yaratmasının Zeminidir
 

Bin yıllar boyu egemen sistem içinde duygusuyla, düşüncesiyle, fiziğiyle sömürülen, kendinden uzaklaştırılan kadın, kendi özüne dönmek ve kendini yeniden yaratmak zorundadır. Cins kimliğine ulaşmanın en önemli araçlarından birisi, ordudur. Kadın ordulaşmasıyla kopuş yaşamsallaştırılır ve kadın ilk defa PKK'de kendi öz iradesiyle karar verme, yönetme, örgütleme faaliyetleri geliştirir. Kadın ordulaşması kadının cins olarak kendine ilişkin karar vermesi, bu kararını bilinçlice geliştirmesi ve baskı altında olanı yaşama geçirmesi açısından önemli bir zemindir. Ordulaşmayla kendine güvensiz, erkeğe dayanarak yaşayan geleneksel kadınlığı aşmanın zeminine kavuşulur. Yine cins olarak kadında ortak çalışma, ortak yaşama ruhunu, kendi cinsine karşı güven ve saygıyı geliştirir. Kadın yaşam dışılıktan kurtularak, eskinin bağımlı kişiliğini aşma savaşına girişir.Kadın ordulaşması yeni kadının yaratılmasında olduğu kadar, yaratılan yeni kadınla, yeni yaşam ve ilişkileri geliştirmede de önemli bir rol oynar. Her ezilen halk, sınıf ve topluluk gibi kadının da kendini kurtuluşa götürme gibi görevi vardır. İnsanlık tarihine baktığımızda, kadının yitirilişi ve egemen sistem tarafından sömürülmesi en had safhadadır ve bu sistem içinde şekillenen kadın, mevcut konumuyla ancak erkek egemen sisteme faydalı olmaktadır. Bu gerçeği dönüştürmek için, ordulaşmada yaratılacak kadın kişiliği önemli bir rol oynayacaktır. Erkek egemenliği tarih boyunca yürüttüğü cins baskısını, en çok da zor aygıtlarıyla gerçekleştirir. Cins mücadelesinde kendi kimlik ve toplumsal yaşamdaki yerini kazanmaya çalışan kadın, bu sistem karşısında kendi öz ordulaşmasına ihtiyaç duyar. Kadının, devrimde yapıcı bir rol oynayarak geliştirdiği başarı; kendini eğitmenin, örgütlemenin ve öz eyleminin başarısıdır. Kadın, PKK'nin temel faaliyet alanı olan orduda da bu güce ulaşarak, özgücünü açığa çıkarabilecektir ve böylece kadının enerjisi en doğru ve verimli tarzda devrime kanalize olacaktır. Kadının kendi haklarını kendi çabası ve emeği ile kazanması için, vazgeçilmez bir değeri ifade eden ordulaşma, bireysel kurtuluştan ziyade bir kurum olarak cinsin kurtuluşu açısından hayatidir. Dolayısıyla ordu bir güçse ve ezilenler bu güçle mücadele etmek zorundaysa, kadın da erkek egemen sistem karşısında bir iktidar gücü olan kadın ordulaşmasını geliştirmelidir. Toplumların tarihine baktığımızda, kadının askeri faaliyete hiç yaklaştırılmadığı, hatta bunun temel ahlaki değerlere ters bir durum olarak ele alındığı görülmektedir. Bir yandan kadının yaşadığı toplumsal düşürülmüşlüğün sonucu güç organlarının erkeğin elinde olması ve yine askerliğin bir erkek mesleği olarak ele alınması, en temel iktidar gücünü erkeğe mal eder. "Tarihin mahkum ettiği kadın ordulaşması; geleneksel, siyasal, hukuki dayatmalara karşı bir delme, tepki ve yıkma hareketidir. Askerliği erkeğin eline vermek egemen bir sınıf yaratmaktır" belirlemesinden de anlaşıldığı gibi, yaratılan bu toplum gerçeğini değiştirmek ve sosyalist özde bir sisteme ulaşmak için, kadın ordulaşmasına gidilmesi tarihi bir zorunluluk olarak açığa çıkar. Kadın kendi haklarını kazanma mücadelesinde başkalarından beklemeden, kendi eylemliliğiyle gelişmesi gereken bir cins olarak ordu sahasında da yetkinleşmelidir. Hakların güçle alındığı günümüzde askerliğe kadının da farklı bir anlam yüklemesi, savaşların yıkıcılığını da belli oranda azaltacaktır.Yine bugüne kadarki devrimlerde erkeğin yedeği olan kadının, bu konumdan kurtarılması önemlidir. Bu durumun yarattığı sonuçların devrimleri gerici kıldığı gerçeği, bunun karşısında en önemli tedbirin kadın ordulaşması olduğunu gösterir. Kadın Kurtuluş İdeolojisi ilkeleri doğrultusunda verilen savaşımın, toplumun ve cinsin kurtuluşunda oynayacağı rol açıktır. Çünkü kadın egemen karakter taşımaz ve erkeği de özgürlüğe çeken temel itici güçtür. Görülüyor ki, kadın ordulaşması erkek egemenlikli sistem karşısında, kadının en temel meşru savunma gücüdür. Silahlı bir asker olmanın yanında siyasal, sosyal ve birçok alanda kadının cinsini koruyacağı, geliştireceği ve yeni bir sisteme götüreceği temel savaş gücüdür. Hem siyasal, hem de ordulaşma çerçevesinde, bir ortak iktidar yaratma aracı olduğu kadar, parti içerisinde de kadın ordulaşması en temel eşitlik kurumudur.
 

2- Kadın Ordulaşması Toplumsal Dönüşümün Temel Gücüdür
 

Kendi ordulaşmasıyla iradi duruşunu sergileyen kadının, hem kendi içinde yarattığı yaşam modeli, hem de PKK'nin yeni yaşam planını garantiye almada oynadığı rol oldukça önemlidir. Kadının toplumun hiçbir alanında kendi rengiyle, iradesiyle katılamadığı, bir belirleyen ve karar gücü olamadığı biliniyor. Bunun karşısında partinin yarattığı kadın ordulaşması, mevcut konumu parçalar. Bunun bir kader olmadığını, toplumsal yapılanmanın bir sonucu olduğunu açığa çıkarır.Özgürlük ve eşitlik mücadele saflarında yaratılmadan, toplum eşit ve özgür bir temelde gelişime, dönüşüme uğratılamaz. Kadın ordu gücü de salt kadını değil, erkeği de yeniden yaratıp, toplumu değiştirmeye çalışacaktır. Bu nedenle, kadın yaşamın yeniden düzenlenmesinde bizzat karar gücü olmalıdır. İçinde yaşadığımız toplum, erkek egemenlikli bir toplumdur. Bu toplum erkeğin istemlerine, tutkularına, egemenlikli anlayışlarına göre şekillenmiştir. Dolayısıyla kadının karar gücü olduğu ve kendi anlayış ve bakış açısını, temel olarak oluşturacağı kadın eksenli toplumsal bir sisteme ihtiyaç vardır. Kadın eksenli toplum, erkek egemenlikli toplumun tam zıddını içeren bir karaktere sahiptir. Bu sistemde, insanın istemleri esas alınır. Son derece eşitlikçi ve özgürlükçü olup, bireylerin iradesel katılımına dayanan bir toplum sisteminin yaratılmasını esas alır. Bütün baskıcı sistemler ve militarist kurumların ortadan kalktığı, her iki cinsin de eşit ve özgür bir biçimde yaşama katıldığı bir toplumsal sistemi oluşturmak, temel amaçtır. Bu toplumsal sistemde kadın kendi doğasına döner, erkek de insani özünü yakalar. Toplumsal değişimi gerçekleştirmek, somut hedeflerine ulaşabilmek açısından öncelikle kadın ve erkek imgelerinin ve verili kalıplarının değişmesi, bunların yerine yenilerinin konulması gerekir. Çünkü hem kadınlar, hem de erkekler egemen kültürün oluşturduğu kalıpları kendi içlerinde, hatta bilinçlerinin en derin katmanlarında taşırlar. Toplumsal değişim yolunda ilerlerken de, yalnızca dışsal baskı ve engellerle değil, insanların içinde bulunulan egemen kültür tanımlamalarıyla da mücadele etmek gerekir. Toplumsal değişimin sürekli ve kalıcı olması açısından, bu bir gerekliliktir. Ataerkil sistem denildiğinde sadece kadın emeğinin değil, aynı zamanda kadın cinselliğinin, bedeninin ve doğurganlığının denetlendiği bir toplumsal sistem kastedilmektedir. Bu sistem, erkek iradesine göre yönlendirilen ve esas olarak çıkarlarını koruyan bir sistemdir. Kadın ordulaşması da özünde, toplumsal sistemde var olan bu güç dengesizliğini, eşitsizliğini aşma ve cinsiyet kalıplarını reddederek, yerine yenilerini koyma savaşını yürütür. Ordu içinde yaratılan sistem de, yeni toplumsal sistemin prototipi konumundadır. Erkek egemenliğinin ve erkek çıkarlarının korunmasında en temel zor aygıtı olan ordularda, böylesi bir değişimin gerçekleşmesi kadın ordulaşmasının toplumsal dönüşümde temel olacağının da göstergesidir. Kendini bir sisteme kavuşturan kadın, aynı zamanda toplumu da yeni bir sistem haline getirecektir.
 

3- Kadının Var olan Ancak Bastırılmış Ya Da Egemenlikli Sistemin Devamlılığı İçin Çıkarları Doğrultusunda Kullanılan Enerjisini, Özgür Bir Yaşama Kanalize Etmenin Aracıdır
 

Egemen sistemin kadın cinsine karşı uyguladığı en temel politikalardan biri, kadının enerjisini boğmaktır. Bu enerjinin boğulması; ya enerjinin bastırılmasıyla, ya da egemenlikli sistemin devamlılığı doğrultusunda kullanılmasıyla gerçekleştirilir. Kadının var olan potansiyeli, gücü, sistem tarafından tüketilir. İnsan açısından ölmek, esasında enerjinin donduğu veya kalmadığı yerdir. Egemenlikli sistemde kadın açısından enerjisinin boğulması ve kadının ölümü -kimlik, cins olarak- anlamına gelir. İşte bu noktada kadın örgütlenmesinin, en başta da ordu gücünün amacı, sistemin enerjisinin akması gereken kanalları oluşturduğu bentleri yıkmak ve bu enerjisini devrimci kanallara akıtmaktır. Bu anlamda örgüt enerji birikimi olur. Ne kadar örgütlenirsen, o kadar enerjini doğru kullanırsın. Kendini büyük bir amaca, yüce değerlere ve örgüte bağlayan birey, enerjisini bu amaçlara ulaşmak için kullanır. Enerjiyi boşa harcama ya da yapabileceği bir işe yeterince enerjisini verememe, amaçtan kopukluğun göstergesidir. Kadın ordulaşmasıyla yapılan da kadını öz örgütlülüğe ulaştırıp, amaçlarına ulaşmasını sağlamaktır. Bu örgütlülükle, boğulmuş olan kadın enerjisi açığa çıkartılır. Bu kadının, tekrar yaşama başlamasıdır. Çünkü canlılık ve yaşam enerji dönüşümüdür, enerji üretmektir. Enerjiyi amaçlara ulaşma doğrultusunda kullanmak, özgürlük bilincinin yanı sıra savaş ve örgütle gerçekleşir. Ordulaşma, enerjiyi örgütlemenin temel sahasıdır.
 

4- Kadın Ordulaşması Örgüt İçin Mücadele Vermede Temel Rol Oynar
 

Kadın ordulaşması, PKK'nin içinden çıkan, onun sosyalist özünü temsil eden ve yaratılan değerlere en fazla sahip çıkması ve koruması gereken bir örgütlenme olarak açığa çıkar. Örgüt dışı anlayışlara karşı çizgi ve ideolojiyi sahiplenmede, doğru çizgiye çekmede bir tedbir güvence aracıdır.Partinin diğer çalışma zeminlerinin yanı sıra, partileşme konusunda yaşanan sorunlarla tasfiyeci, provokatör kişilikler bu zeminde de açığa çıkar. Doğru savaş çizgisinin taktik önderlik tarafından oturtulamaması, bu tip eğilimlerin kendisini örgütlemesine de zemin sunar. İlk olarak 1987'de Botan'da açığa çıkan çeteleşme, daha sonraki yıllarda da partiyi oldukça zorlayan bir olgu olarak devam eder. Orduda yaşanan çeteleşmeyle, savaş çizgimiz özünden saptırılmaya, ideolojiden kopuk bir savaş ve yaşam anlayışı hakim kılınmaya çalışılır. Parti yönetimi ve kadrolarının, çeteci çizgi karşısında zemin olma durumları yaşanır. Başkan Apo, çizgi dışı anlayışlara karşı, sürekli bir savaşımı yürütür. Parti içinde bu savaşı geliştirmenin yolunu, yöntemini ve örgütlenmelerini yaratır.Kadın ordulaşması da, parti içinde bu çeteci yaklaşım ve anlayışlara karşı, yine ideolojiden kopuk asi-avare tarza karşı şiddeti sosyalist amaçlarla buluşturmayı hedefleyen bir örgütlülük olarak açığa çıkar. Yürütülen savaşımın erkek karakterine bürünmesine karşı bir tedbirdir. Erkeğin savaşım içinde hakim olması savaşa erkek tarzını, anlayışını hakim kılmasına yol açar. Ancak kadının savaşa kendi öz kimliği, bakış açısı ve kendi anlayış derinliğiyle katılımı bunun önüne geçebilir.
 

5- Eşitsizliğin Kaynağını Ortadan Kaldırma Özgürleşme Örgütlenmesidir
 

"Ordusu olan ezer. Eşitlik ordusu diye bir kavram yoktur. Eşitliğin olduğu yerde ordular olmaz. Ordular eşitsizliğin olduğu yerde ortaya çıkarlar. Birisi ezenlerin ordusu, diğeri de ezilenlerin ordusudur. Bir yerde hep erkeklerin ordusu varsa, orada tam ezilmiş kadın gerçeği söz konusudur. Nitekim hayat bunu doğruluyor. O halde genel bir tespit ile kadın ordulaşmasının eşitlik için temel bir değer ifade ettiğini görmemiz, bilmemiz gerekir."Başkan Apo'nun kadın ordulaşması açısından temel teşkil eden bu belirlemesinde de vurguladığı gibi, erkek egemenlikli sistemlere geçişle beraber yaşamın her alanında eşitsizlik ve sömürü gerçekleşir. Cins eşitsizliği tüm eşitsizliklerin kaynağını oluşturur. Erkek egemenlikli sistemin kurumu olan ordular eşitsizliğin, sömürünün ortaya çıkmasıyla beraber ortaya çıkmışlardır. Eşitliğin olduğu yerlerde ordulardan söz edilemez. Neolitik dönemde eşitlik de eşitsizlik de sömürü olmadığından, ordulara da gereksinim duyulmaz. Ne zaman ki erkek egemenlikli sistemlere geçilir, ordular da açığa çıkar. Bu ordulara karşı ancak güç olunarak savaşım gerçekleştirilebilir. Bu da, alternatif ordu gerçeğinin yaratılması anlamını taşır. Erkek orduları nasıl eşitsizliğin kaynağından çıkıp, köleliği ve sömürüyü derinleştirme aracı oldularsa, kadın ordulaşması da eşitsizliğin ve sömürünün kaynağını ortadan kaldırma, bu sonuca yol açan nedenlerle savaşma, özgürleşme ve eşitlik örgütlenmesi olacaktır. Kadın ordu çalışmaları, salt orduda kadın olsun amacıyla gerçekleştirilmez. Kadının ordu çalışmalarında yer alması, daha kapsamlı amaçlara hizmet eder. Bir erkek örgütlenmesi olarak bilinen orduda, kadının kendi kimliği, anlayış düzeyi ve bakış açısıyla yer alışı bu örgütlülüğün karakterini de değiştirecektir. Bu karakter değişimi toplumsal dönüşümde itici bir güç olma özelliği taşır. Böylelikle erkek egemenlikli sistemler yerine kadın eksenli bir sistemin oluşturulmasının zemini yaratılır.Dolayısıyla kadının ordulaşması, erkek egemenlikli sisteme karşı alternatif bir sistem yaratma savaşımını ifade eder. Özgürlüğe ve eşitliğe dayalı sosyalist bir sisteme ulaşmada kadın ordulaşması, tarihi bir görevle karşı karşıyadır. Kendi hakkını kazanma mücadelesinde başkalarından beklemeden, kendi özgücü ve eylemliliğiyle gelişmesi gereken kadın, ordu çalışmalarında aktif bir katılımıyla bu sistem dönüşümünü yaratma mücadelesi vermelidir.
 

6- Kadın Ordulaşması, Partimizin Önüne Temel Hedef Olarak Koyduğu Özgür Yaşam Ve Özgür İnsan Projesini Gerçekleştirmenin Garantisidir
 

Partimizin temel hedef olarak belirlediği özgür yaşam ve özgür insana ulaşma, ancak güçlü bir mücadeleyle mümkündür. Bu mücadele yöntemleri içerisinde savaş ve ordu çalışmaları, en temel yöntemlerden biri olarak belirlenir. Geri insanın ve geri yaşamın alternatifi olarak, toprağına, kültürüne, özgürlüğüne bağlı yeni insanı yaratmak, öz bilinç ve öz irade kazandırmak, bu özgürlük örgütünün temel görevidir. Yaratılan bu yeni insanla beraber yeni özgür yaşamı da geliştirmek, bu ordunun en temel eylemi olacaktır. Özgür yaşam ve özgür insana ulaşmak, devrimimizin en nihai hedefidir. Bu amaca ulaşmak için geleneksel ilişki örgülerini parçalamak, toplumun kadına ve erkeğe biçtiği rolleri reddetmek, yenilerini yaratmak şarttır. Toplumun mevcut ilişki ağını parçalayan ve bu durumuyla erkek ve kadın cinsinin toplumdaki rollerini yeniden belirleyecek olan gelişmeler, kadının orduda gösterdiği duruşa bağlıdır. Kadının aslında bilinenin ya da topluma angaje edilenin tersine, temel bir güç olarak sosyal ve siyasal bir yaşamda aktif bir rol oynayabileceği de, geliştireceği ordu çalışmalarıyla açığa çıkar. Devrimci hareketimizin en yoğun bir biçimde savaşı yaşadığı bir süreçte, kadın çözümlemelerinin ve eylemlerinin aynı yoğunlukta gelişmesi, birbiriyle bağlantılı ve birbirini etkileyen bir gelişme olup, Kürdistan devriminin diğer devrimlerden farkını en çarpıcı bir biçimde ortaya koyan bir durumdur. Parti içerisinde kadın ordulaşmasının gelişimi kültürel, sanatsal, ideolojik, politik, birçok alanda parti çalışmalarını besleyen, özgürlükçü bir gelişmedir. Bu durum Özgürlük Hareketine tam bir devrim olma karakteri verir. 20. yüzyıl gelişmelerini doğru tahlil eden ve en önemli sorunlardan biri olarak kadın sorununun acil çözüm gerekliliğini öngören Başkan Apo, erkek egemenlikli sistemin insanlık açısından yarattığı tehdidi görerek, kadının toplumda gelişmesinin beraberinde birçok gelişmeyi de getireceğini ve kadın sorununun devrimin bir eki değil, temel sosyal yanı olarak ele alındığını belirtmektedir. Partinin kadın sorununu bu denli önemle ele alması, yaşanan devrim süreçleriyle bağlantılı bir gelişmedir. Bu anlamda kadının kurtuluşunu esas alan partimiz, özgürleşmek isteyen kadın ordusu haline gelir. Kadının partiye katılım düzeyi; çözümlemelerin derinleşmesinin, partileşme ve özgürlük sorunlarının daha sağlıklı ele alınmasının da bir nedeni olur. Bu gelişmelerin orduya yansımaları oldukça önemli gelişmeleri beraberinde getirir. Başkan Apo, kadının cins olarak kendini tanıması, özgüveni kazanması, düzen etkilerinden arınması, parti içinde eşitliğin, özgürlüğün dayatılması, her iki cinsin kabul-ret ölçülerine ulaşması ve geri toplumsal ilişki düzeyinin saflarımızda aşılması yönünde kadın ordulaşmasını gerekli görür. Kadın ordulaşması, nasıl yaşamalı sorusuna en doğru yanıtı verecek bir araç olarak gelişir

 

YJA-STAR

  

[ Geri Dön: Araştırmalar | Bölümler İndeksi | YORUM EKLE ]

Araştırmalar
·Ağri Isyani Ve Direnişi.!!
·Küllerinden yeniden doğdular
·Tarih'te Kürd Devletleri
·Seyit Riza Direniş ve Isyan'ın Sembolüydü (Hayatı)
·Tarih'te Kürd Isyanları
·Kürd Aşiretleri
·Savaşın ve Tarihin izinde bir Güney Kürdistan yolculuğu..
·Kadın'ın Dirilişi ve Tarihi
·Sesin ve sözün ustası dengbêj Miradê Kinê
·Şeyh Sait’in yaşayan tek çocuğu isyan günlerini anlatıyor
·Taçsız ve tahtsız prenses: Ayşe Şan
·KÜRESEL ISINMA VE KÜRESEL İKLİM DEĞİŞİMİ
· Sadece 16 Mart’ta hatırlanıyor Halepçe
·Ateşkes Dosyası
·Yılmaz Güney'le yapılmış son röportaj

İlgili Haberler
·GERİLLANIN ATTIĞI HER MERMİ SİYASALDIR
·İYİ BİR GERİLLA VE İYİ BİR DİPLOMAT
·ANILAR VE YOLLAR
·Agit Yoldaşın Kurşunu
·15 Ağustos Atılımı'nın Barışını Gündemleştirmek Gerekli Ve Gerçekçidir
·Ağustos;Kürtler Ve Kürt Kadını İçin Kendini Özgürlük Temelinde Savunmanın İddias
·TÊKOŞÎNA VEJÎNÊ
·ROJA XWEDÎDERKETINA LI NASNAMEYA KURDAN
·Tekîn: îro jî bi stara Kurdistanê nelorin
·Tam Sol Yap

© 2004 Rojaciwan.com
Bütün HaberlerTürkce HaberlerNuceValid robots.txt


English: All the comments, articles and other contents are property of their owners.
German: Die Artikel und Kommentare sowie Foren- und etwaige Chatbeiträge und alle anderen Inhalte sind Eigentum der Autoren.
Turkish: Rojaciwan sitesi özgür bir tartışma platformu olup, sitemizde yayınlanan bütün yazılardan, yorumlardan ve hernevi multimedia dökümanlarından sahipleri sorumludur.


Sayfa Üretimi: 0.127 Saniye
SQL: 27
Rojaciwan Theme by Rojaciwan Webtasarim.