Halkların cenleti, coğrafyaların en güzeli ve tarihin başlangıcı olan Mezopotamya ve Anadolu, son seksen yıldır kan ağlıyor. İnsanlığın hiç bir dönemde ve hiç bir yerde tanık olmadığı kirli bir inkar, imha ve de katliyamlarla öldürülmektedir. Seksen milyon insanin yasadiği bu coğrafyada, her şey ama her şey tersdüz edilmiş. Yanliş doğru, yalan- gerçek, zulüm- şevkat gibi gösterilmekte ve bu çok biliçlice yapılan mniplasyon artık ne yazıki kendine Türküm diyen kitlede ciddi boyutlarda bir yanılsamayı yaratmıştır. Bu tehlikeli ve bir okada zararlı kitleseleşen yanılsama, beraberinde halkların katliyamını getireceği endişesi sanırım her düşünen vede vijdan sahibi insanda vardır. TC’nin karalık cumhuryeti ve onun yaratığı vahşetin son perdesini oynayan ceteler, Özgürlük mücadelesi dışında kalan her bireyi manipile ederek, adeta görmez, duymaz, düşünmez bir konuma sokmuştur.
Türk basını bu yaratılan vahşet cetelerini en güçlüsü ve en katliyam yanlısı olandır. Çıkar guruplarının mefatleri gereği, askeden dah asker, devleten daha devletci ve Türklük yarışında en önde olmayı oynamakta ve de adeta çıldırmış, hiç bir kural, kayde, ahlak ölçüsü tanımıyor. Yalan doğru, doğruyu yalan gibi sunuyor ve inadırıyor. En değme sözüm ona yazar, aydın, sanatçısı, insan olma şerefini bir tarafa bırakıp, bu insan düşmanı düzene hizmet sunuyor.
Seksen yaşındaki bu canavar, bu barbar ve halkların mezarlığına dönmüş Türkiye Cumhuryeti. Her bir yılda bir milyonu yutarak, yakarak, yıkarak onları devşirmeleştirdi ve tanımı zor, anlaşılması olanaksız bir kimliğe büründürdü. Lazdır, Türçe denilen bu İstanbul konuşmasını bilmez dahi, ama Tırabzonda, Samsunda, Rızede Türkleştirilmiştir. Bunun örnekleri sılamakla bitmez, ama hepsi bir insanlık kaybı ve utancıdır. Güncel yaşamıda ve her davranışında, Alevidir, Yezdidir, Yahudidir, Hırıstıyan veya sadece doğaya inanadır, ama TC. onuda devşirmeleştirmiştir, onlarında kimliğinde, “Dini: İslam” diye damgalanmıştır. İnkarın gölgesinde geçen yıllar ve iki kuşak arasındaki zamandan sonra doğan üçüncü kuşak sorgulamayı, algılamayı ve insan bilimini öğrenemediğinden, doğal bir devşirme olmuştur. 12 Eylül cuntası bu inkar cumhuryetinin eksik kalan bütün yanlarını tamamlayıp, halkları diri, diri bu coğrafyanın girdabına gömüştür. Ermeni, Cerkez, Arap, Farıs, Rum, Arnavut, Boşnak, Pomak, Sırp, Bulgar hepsi seksen yılda erimiş, eritilmiş zoraki bir kılıfa sokularak “Ne mutlu Turküm” haline sokulmuştur. TC’nin bir başka örneği yeryüzünde yoktur, o halkları halklara boğduran, inkardan ikarcı yaratan, yalndan gerçeği arayandır. Kendi gölgesinden korkan bir bela, insalığın başına musalat edilmiş bir barbar canavardır. Şimdi barış diyoruz ve barışı bu ucubeleşen, bu insanlık başına bela devletle yapmaya çalışıyor, diretiyoruz. Barış elbete ki, güzel ve kutsal bir şey. Barış elbetteki insnaca bir olgu. Barış tabiki sevginin, saygını, innsan olmanın gereğidir, ama, hemde kocaman bir ama, bu saydıklarımızın hangisi TC de mevcut sizce? Barış, emekle, iradeyle, insan sevgisiyle, anlayışla, hoşgörüyle, büyüklük göstermeyle, vijdanla, düşünmeyle, kısacası insana ait bu saydığımız sıfatlarla yaratılan bir olgudur... gel gör ki bu sıfat TC ye ne yakışıyor, ne de yapıştırılıyor. Gelelim seksen bilyonluk inkarcı barbar TC nin Kürtlük olgusuna. Yok dedi, kırdı, kesti, astı, işkence, akla gelmez oyunlar, ama nafile Kürt var ve bu seksen yılda eritip yoklaştıramadığın sadece APO nun Kürtleri kaldı. Kimse bu gerçeğin aksini idda edemez, bu bir proboganda yada kin ve nefretle yazılan bir yazı değil, sadece vijdan ve us setezinde yazılan bir yazıdır. APO olmasaydı bu sorun olmazdı deniliyor doğru, çünkü TC o iğreç halk katliyamlarını sözüm ona demokırat! Moddern! Dünya devletlerini gözü önünde, onlardan güç ve tavsiyeler alarak yapmaktaydı. APO bir çılgın gibi, son kalan bir deha gibi, vijdan-akıl-öngörünün en zengin setezinde yaratılan muhteşem bir düşünce ekseninde bu halkların katliyamına dur dedi. Şimdi o bu vahşi ve barbar devletin esiri olmuş ve geride kalan, bu mücadeleyi yürtenler, bu felsefeden kendini yenide militan bir ruh ile yaratanlar gereğini yapacaklardır. Ben bir birey olarak, bir sanatçı ve bir Kürt olarak bu koşularda ve bu şekilde barışın TC ye kavratılacağına, çok inanmıyorum. 30 yıllık kanlı bir savaş sonrası ancak yarım ağızla Kürt var ama, Türkçe konuşan, düşünen ve de kendine Türküm derse kabulümdür konumuna geldi. Bu gerçek dahi TC’nin barıştan hiç ama hiç anlamadığının kanıtıdır. Kürdistan coğrafyasını elinden gelse tümden yakarak yok etmek istiyor, çünkü onun derdi Kürtler veya Kürdistan coğrafyası değil, onu meramı seksen yılık rüyasını bozulmamasıdır. Ona atfedilen rol Mezopotamya ve Anadolu coğrafyasında, inkar, inkar, inkar ederk bu vahşi rüya sürdürülecektir... Barış isteyecek olan TC olmalıdır artık, bence Kürt halkı ve onurlu özgürlük mücadelesi bu düzeye gelmiştir... İçimizden söküp atmalıyız yük olanları, tıkayan, acıları anlamktan uzak olanları. Barış olacaksa onurlu olmalı, olacaksa barış, her rengin özgürce sergilendiği bir gök kuşağı kadar berak ve duru olmalı. Barış olacaksa APO yla olmalı.
|
|