Gerilladan yazılar: Ağustos;Kürtler Ve Kürt Kadını İçin Kendini Özgürlük Temelinde Savunmanın İddias
Gönderen: seteney Tarih: 16.08.2008, 00:40:23 (1640 kez okundu)   YAZDIR Yazdir     Yorum Ekle Yorum Ekle
(Not: Yorum sadece üyeler tarafından yazılabılınır. Yazılan yorumlar yönetim tarafından onaylanmak için beklemeye alınıyor.)

 

PAJK KOORDİNASYON ÜYESİ Zilar Sterk


Kürt halkı hep direnen bir halk olarak tanınır. Baskının, zulmün, tahakkümün, hükmetmenin olmadığı bir yerde direnmeye ihtiyaç neden olsun ki? Neye karşı bir direniş olsun ki? Yaşamı özgür temelde sürdürme ve yeniden üretme koşullarının bulunduğu bir düzende radikal direnişleri gerektirecek sebepler de bulunmaz. Kürt halkı hep direnen bir halk ise o zaman hep onu direniş konumuna zorunlu bırakan baskı, zulüm, tahakküm ve hükmetme gerçeğini görmek gerekmektedir. Bu gerçeği görmeden, işte artık savaşla, askeri yöntemlerle sorunları çözmenin modası geçmiştir, Kürtler neden hala savaşı ve askeri direniş yönteminden vazgeçmiyor demek en dürüstünden büyük cahilane bir yaklaşım, küresel egemen güçlerin ise ciddi bir teslimiyet dayatımı olarak değerlendirmek gerekmektedir. Bir halkı yok sayacaksınız, kimliğini ve iredesini tanımayacaksınız, kendisine yabancılaştırıp başkalaştıracaksınız, “ben varım, ben kimlik sahibi irade sahibi bir halkım” dediğinde ise sesini bastırmak, mücadelesini tasfiye etmek, direnişini kırmak ve aslında imha etmek için durmadan ezeceksiniz ve sonra da Kürtler neden silahsızlanmıyor, neden savaşmaya, direnmeye devam ediyor diyeceksiniz. Kürt Özgürlük Hareketine dayatılan bu söylemler siyasal hukuğa ve ahlaka sığmayan, otuz yılı aşkındır paha biçilmez bedeller karşılığında yürütülen özgürlük mücadelesini teslimiyete çeken dayatımlardır.
Son süreçte özellikle de Güneyli Kürt güçlerinin yaptığı bazı dayatımlarda bu dili kullanmaları, Türk devleti ve dünya imparatorluğuna soyunmuş olan ABD’nin Kürt özgürlük mücadelesini teslim almaya dönük sarf ettiği çabaların sözcülüğünü yapma anlamına gelmektedir. Son dönemde Talabani’nin ABD ziyareti, ardından Türk devletinin resmi düzeyde Güneyli Kürtlerle görüşmeyi kabul etmeyen siyasi tabularını kırıp Erdoğan’ı Irak ziyaretine göndermeleri ve Erdoğan’ın Maliki ve en önemlisi de Talabani ile görüşmesi, Kürt Özgürlük Hareketine karşı yürütülecek yeni stratejide ortaklaştıklarının, işbirliği yaptıklarının açık göstergesi olmaktadır. Görüşme ardından Erdoğan’ın yaptığı açıklamadan anlaşıldığı kadarıyla görüştüğü bu kesimler de Kürt Özgürlük Hareketini ortak düşman ilan etmişler. Ve Erdoğan, buna çok sevindiğini, buna çok mutlu olduklarını söylemekten geri kalmamış. Erdoğan buna tabiki sevinecek, tabiki mutlu olacak. Otuz yılı aşkın özgrülük mücadelesi tarihi boyunca Türk devleti Güneyli Kürtleri hep yanında tutmanın mücadelesini yürüttü. Bunu önemli düzeylerde de başarmaktaydı. Bir halkı, bir ulusu güçsüz tutmanın, kimliksiz ve iradesiz bırakmanın en temel yöntemi, o halkı, o ulusu kendi içinde bölmek parçalamak, birbiri içinde düşmanlaştırmaktır. Türk devleti, Kürtlere karşı yürüttüğü imha savaşında bu siyaseti en uzmanca yürüten ve önemli sonuçları bu siyaset üzerinden elde eden bir devlettir. Ancak Güneyli Kürtlerin federasyon çözümü ardından Özgürlük Hareketimize karşı bizzat silah doğrultmamış (türk devletine her türlü bilgi, istihbarat sağlamasının yanında) olması, sınır ötesi operasyona silahlı güçleri ile öncülük etmemiş olması türk devletinin adeta paçalarını tutuşturmuştu. Türk devleti, Güneydeki bu Kürt federe yapılanmasını hiç bir biçimde kabul etmemesi yaklaşımına rağmen, Kürtleri orada sözde siyasal bir irade olarak bir türlü içine sindirememesine rağmen, ordusuyla hükümetiyle oturup bu konuda strateji değiştirmişlerdir. Türk devletinin Güneyli Kürt güçleri ile bu yeni ilişki itifağı hareketimizin imhasına dayalı geliştirilmiştir. Hareketimizin imhası üzerinden bu ilişki tabusunu kırmıştır. Erdoğan’ın Talabani’nin evinde yemek davetine katılması noktasına varan bir yakınlaşma ilişkisi sağlanmıştır. Türk devleti ile Güneyli Kürt güçleri arasında gelişen bu yeni ilişki ile Kürtler bir daha parçalanmak, bir daha düşmanlaştırılmak ve bir daha savaştırılmak istenmektedir.

gerilla (55)Kürt Özgürlük mücadelesinin kadın cepesinden kardeşin kardeşe karşı savaştırılması ekseninde geliştirilen bu yeni stratejiye karşı neler yapılabilir? Bu noktada kadın hareketimize önemli görev ve sorumluluklar düşmektedir. En önemlisi de Güney Kürdistan’daki kadın hareketimizin, Türk devleti ile Güneyli Kürt güçleri arasında geliştirilen bu yeni imha itifağını boşa çıkaran bir duruşu ve bu duruşun eylemsel tutumunu ortaya çıkarması gerekmektedir. Kadın Özgürlük Hareketi olarak bir süre önce “ulusal kadın konferansı” nın yapılması kararını almıştık. Bu kararın bir an önce örgütlenip pratikleşmesi bu imha temelindeki itifaklaşmayı boşa çıkarmaya öncülük etmeyi gerçekleştirebilir. Bu konuda Güneyli Kürt siyasal oluşumları içinde yer alan Kürt kadınlarını da bu itifağa karşı yapıcı bir duruşa çağırmak ve bu stratejiyi boşa çıkaracak bir sürece katmak önemli olacaktır. Bu siyasal oluşumların içinde yer alan kadınlara demokratik ulus bilinci ekseninde ve cins mücadelesinin ortaklaştıran kadın çıkarları ekseninde sürece davet etmek, siyasal ve cins özgürlüğü temelinde ortak bir tutuma çekmek önemli olacaktır. Kürtlerin bu güne kadar kendi içindeki ideolojik ve siyasal ayrılıkları, Kürt kadınını da kendi içinde bölmüş ve parçalı bırakmıştır. Kürt kadınının bu parçalı duruşu, parçalı kalışı; ne demokratik ulus çıkarları açısından ne de kadın özgürlük çizgisi açısından onaylanacak bir pozisyon değildir. Kürt kadınının bu pozisyonunu yenip Kürt demokratik ulusal birliğinin oluşmasına ön ayak olması, buna öncülük etmesi ve böyle bir gelişmeyi sağlaması, kadın cephesinden hem halkların özgürlüğü hem de kadın özgürlüğü tarihinin yeniden yazılmasına atılmış önemli bir imza olacaktır. Bunun için ulusal çapta kadın özgürlük ideolojisini esas alan tüm kadın örgütlülüklerimizin hem de kendini bunun dışında tanımlayan diğer Kürt kadın oluşumlarının, demokratik ulus ve özgür kadın birlikteliğini yaratacakları “Kürt ulusal kadın konferansına” ortak argümanlarla katılmasının sağlanması için yürütülen çalışmaların hızlandırılmasına büyük ihtiyaç bulunmaktadır.
Kürt halkı ve Özgürlük mücadelesine karşı geliştirilmeye başlanan bu yeni imha sürecinin en temel verileri; son süreçte Önderliğimize karşı geliştirilen ve çok üst üste verilen hücre içinde hücre cezası ve fiziki bir müdahale ve fiziki işkence kapsamına giren zorla saç kesme uygulamasıdır. Şimdiye kadar da Önderliğimizin barış ve demokrasinin geliştirilmesi yönündeki çabalarını somut ifade eden görüşleri nedeni ile hücre içinde hücre cezaları verilmekteydi. Ancak hiç bu kadar üst üste verilmemişti. Yine Önderliğimize gizli yöntemlerle zehir veriliyordu. Hareketimizin bu zehirlemeyi deşifre etmesi ve Kürt halkının ulusal çapta “artık yeter” diyen siyasal tavrı, CPT’nin bu duruma bir biçimde el atmasını sağladı. Bu çerçevede “Edi Bes e” hamlesinin birinci aşaması belli sonuçlar aldı diyebiliriz. Ancak Türk devleti şimdiye kadar açıktan Önderliğimize karşı fiziki bir müdahaleye cesaret edememişti. Şimdi tüm kamuoyunun duyabileceği bir biçimde Önderliğimize zorla fiziki bir müdahale geliştirilmeye başlanmıştır. Önderliğimizin istemine rağmen, iradesine rağmen saçları zorla kesilmiş, kazıtılmıştır. Bunun haklar ve özgürlükler felsefesindeki tercümesi fiziki işkencedir, fiziki müdahaledir. Bireyin istem ve iradesine rağmen, fiziğine bir biçimde müdahale etmek bir tür fiziki işkencedir, fiziki yönelimdir. Bu tür uygulamaları 12 Eylül cuntasının uygulamalarından tanıyoruz.
Türk devleti acaba 12 Eylül’e benzer bir sürece mi hazırlanıyor gibi sorulara da yol açmaktadır bu durum. Bilindiği gibi 14 Temmuz direnişi Türk devlet cuntasının o dönemdeki buna benzer uygulamaları karşısında geliştirilen bir duruştu. Önderliğimize karşı geliştirilen bu yeni yönelim biçiminin Temmuz ayında geliştirilmiş olması da tesadüf olmasa gerek. Kafalarda yaratılan bir diğer soru ise buna benzer fiziksel uygulamalarla Önderliğimiz acaba o dönemki bir direniş anlayışının içine mi çekilmek isteniyor, buna tahrik mi edilmek isteniyor? İşin içinde bu da var ve bu uygulamalara karşı nasıl yaklaşacağını Önderliğimiz belirledi. Bunlara dayanmaya çalışırım, kaba direniş yaklaşımına girmem, dedi. Bana bir şey olursa bundan devlet sorumludur deyip yaklaşımını net bir biçimde ortaya koydu. Bu tür uygulamalara karşı yaşayarak mücadele etme tarzı, yani bu tür yönelimleri ideolojik, felsefik, siyasal ve kültürel bir duruşla, derinleşmeyle boşa çıkarma tarzı. Bu bir direniş tarzıdır. Yönelimlere karşı ideolojik, felsefik, siyasal ve kültürel karşı koyuş, büyük bir direniş gücü istemektedir. Önderliğimiz bu gücü göstermenin çabasında olacağını net bir biçimde ortaya koydu. Nitekim Önderliğimiz tüm bu yönelimler altında Kürt halkının ve kadınların geleceği ve özgürlüğü için derin bir yoğunlaşma ve çözümleme sürecini kendisi açısından sürdürmeye devam etmektedir. Devletin bu yönelimle hedeflediği diğer bir yan da aslında Önderliği bu konuda takattan düşürmek, yoğunlaşamaz ve düşünemez bir duruma getirmek, zihinsel ve düşünsel muazzam gücü kırmaktır. Ancak bu konuda yapılan görüşmelerden Önderliğimizin özgürlüğü, özgür bir yaşamı yeniden yaratmaya dönük taşıdığı iddia ve umut düzeyi her seferinde muazzam çözümleme ve entellektüel düzeyine yansımaktadır.
Ancak Önderliğimize karşı geliştirilen bu yeni yönelim biçimi, Önderliğimiz şahsında Kürt halkına ve Özgürlük mücadelesine karşı da yeni bir yönelim sürecinin başlayacağına veri sunmaktadır. Şimdiye kadar cesaret etmedikleri yönelim biçimlerini de içine alan bir sürecin başlayacağına işaret etmektedir. Türk devletinin ABD, AB ve bölge devletleri ile geliştirdiği yoğun diplomasi süreci buna hizmet etmektedir. Alman devletinin Kürt halkının özgür sesi olan “ROJ” tv yi yasaklamaları, Kürt siyasetçilere karşı geliştirdiği yönelim ve tutuklamalar bazı Avrupa devletlerinin de bu yönelim sürecinin gelişimi için Türk devletine destek vereceklerini ortaya koymaktadır.
Türk devletinin kendi içinde yaşadığı kriz ve kaoslu süreç ise tüm bu gelişmeler içerisinde giderek daha da içinden çıkılmaz bir hal almaktadır. Ordu ve hükümetin hem birbiri arasında hem de kendi iç platformlarında yaşadıkları çelişkiler giderek yoğunlaşmakta ve derinleşmektedir. Ergenekon operasyonu adı altında gerçekleştirilen müdahale kimi çevreler tarafından ilk bakışta demokrasinin adeta önünü açacak bir müdahale olarak değerlendirilmektedir. Ancak ergenekon kliğinin Türkiyeyi demokratikleştirmeye fazlaca hizmet etmeyeceği açıktır. Türkiyenin gidişatı böyle olduğu müddetçe ne ergenekon çetesinin kendisi demokrasiyi sağlayabilir ne de ergenekon çetesine yapılan müdahale demokrasiyi getirebilir. Ergenekoncu kliğin yapılanma esasları biraz ulusalcılığa dayanmaktadır. Garip olan şudur ki; hem ulusalcı klik olarak tanınan ergenekoncular ile hem de şimdi ergenekona müdahale eder gibi görünen devlet kliğinin ikisinin de dünya imparatorluğuna soyunmuş olan ABD’ye sım sıkı bağlı olmasıdır. Aradaki tek fark bir kliğin ABD’nin dünyaya eskiden dayattığı düzenin diğer kliğin ise yine ABD’nin şu anda dünyaya dayattığı yeni düzeni savunuyor olmasıdır. Yani dünyada egemenlik düzenini otutmaya çalışan güce yaklaşım dengesi üzerinden Türk devleti, kendi içinde ikiye ayrılmış durumda görünmektedir.
Bu gün dünyayı yönetmek ve yönlendirmek üzerinden kapitalist modernist paradigma ve onun üzerinden inşaa olmuş devletler, kendi aralarında ciddi bir iç çatışma yaşamaktadırlar. Uzun süredir dünyayı yönetme konusunda rakipsiz kalan ABD’ye karşı yeni rakipler gelişmektedir. ABD’nin bu yeni rakip cephesi giderek Rusya, Çin vb asya ülkeleri belirmektedir. Ergenekon kliğinin bu yeni güç cephesiyle ilişkisinin de olabilme olasılığı bulunmaktadır. Böyle bir olasılık doğruysa eğer o zaman bu klik, ABD’nin İran’a müdahale planında Türk devletini kendi içinde parçalı kılmış olabilir. Tahmin edileceği üzere Rusya, Çin vb asya ülkeleri yeni bir güç merkezi haline gelme çabasındadır ve karşısındaki rakibin ortadoğuda önemli bir güç olan İran’a saldırı palanını kolay kolay kabul etmeyecekleri açıktır. Ergenekon kliğinin bu belirmeye başlayan yeni güç merkezi ile belli bir ilişki düzeyi bulunmuş olabilir ihtimali üzerinden düşünülecek olursa, Türk devlet ve ordusu içindeki bu çelişkiler bu yenidünya dengeleri üzerinden gelişmiş olabilr. Yani ABD’nin Türk devletini ve ordusunu İran’a saldırı planına dahil etmesi önünde belli düzeylerde engel oluşturmuş olabilme ihtimali bulunmaktadır. Bu kliğin berteraf edilmesi halinde, Türk devleti içindeki bu sınırlandıran olası kesimler, ortadan kaldırılmış veya etkisiz kılınmış olacaklar. Dolayısıyla ABD’nin İran’a müdahale planına, Türk devletinin tümden dahil olmasının zemini oluşturulmuş olacak.
ABD’nin İran müdahalesinde Türk devletinin en temel çıkarı ise karşılığında Kürt Özgürlük Hareketini imha planına ABD’yi daha aktif katma hesabıdır. ABD, Türk devletine zaten belli düzeylerde bilgi ve istihbarat vermekteydi. Ancak hiç bir egemen güç, başka bir güce karşılıksız bilgi ve istihbarat vermez. ABD, verdiği bu bilgi ve istihbarat karşılığında, Türk devletinden önemli tavizler koparmıştır. Türk devletini eskiye oranla daha fazla denetimine almıştır. Devlet içi çelişkilere el atacak, yön verecek düzeyde bir müdahale insiyatifi kazanmış bulunmaktadır. Şimdi devleti, İran’a müdahale sürecine de tümden dahil etmenin zeminini bu şekilde oluşturmaya çalışmaktadır.
Tüm bu siyasal gidişat ve gelişmeler arasında Kürtlere düşen ise elbetteki direnişini yükseltmektir. “Edi Bes e” hamlesinin ikinci aşamasında meşru savunma ve demokratik serhıldan çizgisini yükseltmek, bütünleştirmek ve derinleştirmek gerekmektedir. “Edi Bes e” hamlesinin birinci aşamasında meşru savunma ve demokratik serhıldan çizgisinde büyük bir performans sağlanmıştı. Ancak serhıldan gücünün demokratik örgütlülüğe dönüşmesinde zayıf kalındı. Hamlenin ikinci aşamasını radikal bir biçimde yükseltmeye ihtiyaç varken alanlarda yasal sınırları zorlamayan eylem tarzları sonuç almaktan uzak olacaktır. İçinde bulunduğumuz sürecin karakteri, hamlenin birinci aşamasının ortaya çıkardığı kazanımları bir üst aşamaya taşıracak nitelikte ve sonuç alıcılıkta olmalıdır. Bu kazanımları bir üst aşamaya taşırmak; gerilla cephesinden meşru savunma direnişini, kitlesel açıdan ise güçlü serhıldanları demokratik ve kalıcı örgütlülüklere dönüştürmeyi gerekli kılmaktadır. Bu perspektiften mevcut eylemsellik düzeyini değerlendirdiğimizde, hamle içerisinden geliştirilen kampanyaların devleti çözüme zorlayan ve yeterli yaptırım gücünü ortaya çıkaramayan bir noktada olduğu görülmektedir. Halk cephesinden mücadele sürecinin bu bulunulan noktadan çıkarılıp daha radikal bir içeriğe kavuşturulması gerekmektedir.
Kadın cephesinden de “Edi Bes e” hamlesinin başlayan ikinci aşamasına katılım biçimi bu perspektif üzerinden olmalıdır. Kadın cephesine “İmralı işkencesine son! Öcalan’a özgürlük Kürdistan’a demokratik özerklik!” sloganı çerçevesinde hameleyi bir üst aşamaya taşırmaya öncülük rolü düşmektedir. Bu rolün sonuç alıcı bir tarzda oynanması için Kürt kadınlarının dört parça Kürdistan ve yurt dışı alanlarında lokal ama katılım düzeyi yüksek, serhıldan kapasitesinde etki düzeyi yüksek eylemselliklere ve örgütlülüklere ihtiyaç bulunmaktadır. Dört parça Kürdistan ve yurt dışındaki YJA örgütlülüklerinin eylem çizgisini bu eksende geliştirmesi, sürecin ilerletilmesi açısından önemli olacaktır.
Kürt kadınlarının en örgütlü olduğu alanların başında avrupa alanı gelmektedir. Avrupa devletlerinin Kürt halkına ve demokratik kurumlarına karşı geliştirdiği baskı ve saldırıları göz önünde bulundurulduğunda, özellikle de bu alandaki kadınlarımızın süreci sahiplenip yüksek bir kararlılıkla dönem perspektifine yüklenmesine ihtiyaç bulunmaktadır. Türk devletinin baskı ve zulmüne karşı ülkesini, yurdunu, topraklarını terk edip Avrupa gibi bir yerde sürgün hayatı, mülteci hayatı yaşamak zorunda kalan yurtsever halkımız içerisinde bu mülteci yaşamın en ağır bedelini yaşayan kadınlarımızdır. Dolayısıyla Avrupa’daki mülteciliğin sınırlarına hapsolmak zorunda bırakılmış kadınlarımızın sürece daha aktif katılması, ödediği bedelin bir gereği olmaktadır. Avrupa’da yaşayan kadınlarımızın süreklileşen bir geleneği olan “Zilan kadın festivali” sürece giriş yapılması açısından önemli bir etkinlik örneği idi. Ancak festivale katılım düzeyi, sürece kadın cephesinden güçlü bir giriş yapma beklentisi ile karşılaştırıldığında zayıf geçtiği görüldü. Kürt kadınlarının Avrupa’daki örgütlülük düzeyi ile karşılatırıldığında beklentilerin altında bir düzeyde geçtiği belirtilebilir. Bunun çeşitli diğer nedenleri ile birlikte Avrupa’da yaşayan kadınlarımızın önemli bir gerçeğini de yansıtmaktadır. En temel neden olarak kadın özgürlük ideolojisinin kadına taşırılmasındaki yetersizlik olarak tespit etmek yanlış bir tespit olmayacaktır. Kadın özgürlük ideolojisi ile tanışmış, bu ideolojiden beslenen ve kendisini bu ideolojinin özgürleştirici kapsamında bulan bir kadının böyle bir etkinliğe katılmaması beklenemez. Kadın özgürlük ideolojisi, her şeyden önce kadınların eve kapatılmasına, eve kapanmasına ve ev sınırlarına mahkum bırakılmasına karşı koyuşu sağlar. Kadının evden çıkarılması, ev sınırlarından kurtarılması, kendi özgürlüğünü arayan bir pozisyona getirilmesi ve özgürlüğün arayış mekanları olan meydanlara taşması, kadın özgürlük ideolojisi çerçevesindeki aydınlanma ve bilinçlenme düzeyine bağlı kalmaktadır. Dolayısıyla kadınların cins bilincini yükseltmesi ve aydınlanması, her alanda olduğu gibi bu alanda da önemli bir kadın özgürlük görevi ve sorumluluğu olmaktadır. Bu görev ve sorumluluklara yüklenmek ise kadın özgürlüğünün sağlanmasına öncülük edecek öncü kadroya kalmaktadır. Kadın özgürlük mücadelesinin öncü kadrolarının kendinde kat edecekleri iddia ve kararlılık düzeyi, Kürt kadınlarını da özgürlüğe çekecek, özgürlüğe kaldıracak temel dinamiktir. Bu temelde Kadın Özgürlük Hareketinin kadrolaşma ve partileşmede gelişim yaratacak eğitsel ve örgütsel adımlarını derinleştirmesine ihtiyaç bulunmaktadır. Kendini kadın özgürlük ideolojisinde derinleştiren bir kadro gerçekliği, kendinde yaratacağı derinleşme düzeyi, kitledeki kadının duruşuna da yansıyacaktır. Hamlenin bu aşamasının önemli bir yanı da kadrolaşma ve partileşme düzeyinde önemli derinleşmeleri yaratmaktır. Hamlenin bu perspektifinden bakıldığında, kadın özgürlük ideolojisinin tüm alanlarda kurumlaşmasının sağlanması gerekmektedir. Kadın özgürlük ideolojisinin toplumsallaşması, kitleselleşmesi ve yaşamsallaşması, kendisini kurumlaştırmasına bağlı kalmaktadır. Bu temelde kadın özgürlük ideolojisinin temel ilkelerinin Önderliğimizin yeni paradigması çerçevesinde daha da geniş bir perspektiften kurumlaştırılmasının “adanmışlık” düzeyinde çabasını gerekli kılmaktadır. Ağustos’un yakıcı sıcaklığına girerken, bu “adanmışlık” felsefesi çerçevesinde meşru savunma ve demokratik serhıldan sürecine, Önderliğimizin özgürlükteki iddiasına denk bir kadın özgürlük duruşuyla yüklenmesi beklenmektedir.

YAZDIR Yazdir     Yorum Ekle Yorum Ekle
(Not: Yorum sadece üyeler tarafından yazılabılınır. Yazılan yorumlar yönetim tarafından onaylanmak için beklemeye alınıyor.)


En çok okunan haberler
· HPG: Karakol baskınında Türk ordusu ağır kayıp verdi
· Öcalan: Penceremden görünen iki ağacı da kestiler
·  GÜZELLİĞİN, SADELİĞİN, MÜTEVAZILIĞİN GENÇ KOMUTANI
· Türk ordusu Lice'de ağır darbe aldı
· Bahoz Erdal: Gerillaya en fazla katılım 2008’de oldu
· Binbaşı Süleyman Can özel görevle Ağrı'ya gelmiş
· Her onurlu Kürt direnecektir
· DTP’den Zaman’a yalanlama
· HPG Jandarma Bölüğüne baskın düzenledi
· İmralı NATO kontrolünde

Gerilladan yazılar
· Soykırıma Direnmek Özgür Yaşamaktır!
·  Bezelê Operasyonu…
· HÖŞT! HÖŞT! QUÇİKEN BAŞBUĞ
· YANKEE’NİN BEKÇİ KÖPEKLERİ Û DOLARIN İTLERİ
·  BİR BARIŞ OLACAKSA...
· Haydi kadınlar Dağlara!
· Direnmek; Kendini Bilmenin, Savunmanın, Özgür Kılmanın Dili Ve Eylemidir
· BARIŞ İÇİN SAVAŞ!
· Kandil’den dünyaya bakmak
· Dağlarda yaratılan eşit paylaşımcı yaşam

© Rojaciwan.com